© 2013 . All rights reserved.

#DirenGeziParkı


31 Mayıs 2013 – …..
(Her yer) Taksim

“HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ”

Günlerdir, gecelerdir, kulaklarımızdan çınlayan, dilimizden düşmeyen… İçimizde oluşup dudaklarımızdan dökülen, haksızlığa, yobazlığa, saygısızlığa, bu ülkenin gençleri olarak böcek muamelesi görmeye, dik kafalılığa, dediğim dedikçiliğe, bunca insanı büyük bir tutkuyla sokaklara döken herşeye kulaklarını tıkamaya… DİRENİYORUZ!

Gündüz işte, öğlen yemekte, akşam Gezi’de.. Nerede olursak olalım her yerde tek bir bütün olmuş direniyoruz. Telefonlarımızın şarjı yetmiyor twitter’ı güncellemekten, facebook’ta video izlemekten… Her an yeni bir haber var mı diye gözümüz kulağımız Gezi’de..

Çevreci grupların Gezi Parkı‘ndaki eylemine, hafta ortasında polisin müdahalesi ile dalga dalga yayılan direnişe 31 Mayıs Cuma akşamı katılıyoruz. Metronun meydan çıkışına yöneldiğimizde, metronun içerisine atılmış olan gaz bombasının ve dışarıda atılmakta olanların etkisi birden yüzümüze çarpıyor. Hemen deniz gözlüklerimizi takıp ağzımızı burnumuzu boyunlukla kapatıyoruz. Artık biz de marjinaliz!

Meydana çıktığımızda kalabalıkla karşılaşıyoruz. Polis kenardan anons ediyor, “meydanda toplanan kalabalık, hemen dağılın, yoksa müdahale edilecektir!” Kitchenette’in kapıları açık ve herkes o tarafa doğru yönleniyor ilk gaz bombalarının etkisiyle. Restoranın yöneticileri ve garsonları insanları koruyabilmek için kapıları kapalı tutmaya çalışıyor. İçeride 200 kişi civarında bir kalabalık var. Fakat giriş çıkış trafiği o kadar yoğun ki, kapı bir türlü kapalı duramıyor. Derken, bu fırsatı değerlendiren  polis, oraya saklanan kalabalığa son bir çalım atarak açık kapının arasından içeriye, kapalı alana bir biber gazı bombası atıyor. Restoranın öbür ucunda yükselen gazı görüyoruz. Çoğunluk panik oluyor fakat sakinleştirenler var. Yere eğilmemizi söyleyenleri dinleyip yere oturuyoruz. Fakat gaz gittikçe içeriye yayılıyor, ciğerlerimize çivi gibi doluyor. Nefes alabilmek imkansız. Her nefesle, ciğerler biraz daha tıkanıyor. Lavaboya koşuyoruz. Burada daha az gaz var. Limonu nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz, fakat ben nefes alamadıkça panikliyorum. Koray en sonunda burnuma limonu dayayıp tüm yüzüme sürüyor ve bir mucize gibi birden nefes alabilmeye başlıyorum! Tuvalette iyice nefesimizi düzenledikten sonra açık havaya çıkmamız gerektiğini anlıyoruz ve ne olursa olsun diyerek kendimizi dışarıya atıyoruz. Yine meydandayız. Metro girişi kapanmış, İstiklal Caddesi tarafından da dumanlar yükseliyor, her yer polis. Bir tanesi “maskelerinizi indirin!” diyor. Mecburen indiriyoruz “çıkış arıyoruz!” diyerek . Minibüs duraklarının o taraftaki çıkışı işaret ediyor ve o tarafa yönleniyoruz. Oradan Beşiktaş’a kadar yürüyoruz ve ancak bu sırada içinde olduğumuz şoku, ilk eylem deneyimimizi içimize sindirebiliyoruz.

Karaköy’de buluşup Tünel’e yürüdüğümüz 1 Haziran Cumartesi günü, artık daha deneyimli ve daha dirençliyiz. Başımıza gelenler tepkimizi sindirmiyor, aksine bu haksızlığa tahammülümüz azalıyor. Talcid‘li sularımızı ve limonlarımızı sırtlanmış, yüzümüzde maskelerimizle yollara dökülmüşüz yine. Bugüne kadar hiç konuşmamışız bu konuları, bize apolitik kuşak demişler. Annelerimiz babalarımız öyle acılar çekmişler, öyle şeyler yaşamışlar ki, bizi “aman yavrum kendini koru, olaylara karışma”larla büyütmüşler. Fakat bugüne kadar konuşmadıysak, bu düşünmüyoruz anlamına gelmiyor! Haklıyı haksızdan ayıramadığımız, sindirildiğimiz ya da hakkımızı savunamadığımız anlamına da gelmiyor!..

Tünel’den çıkıp İstiklal Caddesi üzerinden Gezi Parkı’na ulaşmaya çalışıyoruz. Galatasaray Lisesi’nin önünde polis barikat kurmuş, topluluğun ilerlemesini engelliyor. 2-3 saat boyunca polisi ittirme – biber gazı bombası – geriye çekilme – öndekileri arka saflara alıp bir kez daha ittirme şeklinde mücadele ediliyor. Herkes şaşkın, fakat gözlerdeki gururlu ışıltılar kimsenin yılmayacağı anlamına da geliyor. Burada olduğumuz için mutluyuz!. Bu mücadelenin sonunda, polise Taksim’den çekilme emri verildiği haberi geliyor ve büyük bir kalabalık olarak saat 16.00 sularında zaferle meydana ulaşıyoruz! Meydandan polisin çekilmesi ile dört bir yandan yüz binlerce insan meydana doluyor ve kutlamalar başlıyor.

Bundan sonraki 1 hafta boyunca meydan bir açık hava müzesi haline geliyor. Direniş gecelerinde yanan otobüsler, meydana girişe kurulan barikatlar, devrilmiş araçlar..

Gezi Parkı’nda ise her gün nöbet tutuluyor. Ankara’dan, İzmir’den hala kötü haberler geliyor, Beşiktaş‘ta çarpışmalar devam ediyor fakat Gezi Parkı’nın içi birdenbire en güvenli yer haline geliyor. Anneler babalar bile bu ortamı görmek için gelip gidiyorlar, parkta çadır kuracak yer kalmamış. Tamamen sivil insiyatifle kurulan operasyon merkezi, arkası gelmeyen gönüllü katılımlarla büyük bir erzak deposu ve dağıtım yerine dönüşmüş. Reviri, bağımsız TV ve radyo yayın odası, anaokulu, serbest kürsüsü ile kendi içerisinde küçük demokratik bir komün yaşam alanı haline gelmiş Gezi Parkı. Sağcılar, solcular, devrimci müslümanlar, gay-lezbiyen dernekleri, bir şeye taraf olan ya da olmayan herkes. Özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünen herkes ama herkes parkta direnmeye devam ediyor. Herkes birbirine karşı inanılmaz saygılı, büyük bir dayanışma ortamı var.

Bu ortamdan sonra ortalık yavaş yavaş duruluyor, Başbakan insanlarla masaya oturmaya başlıyor. Derken, yine ortamı ateşleyerek, aynı inatçılık, aynı vurdumduymazlıkla polisi bir daha saldırtıyorlar ve bu sefer dehşetle izlediğimiz bir hınçla, parkı darma duman ederek ele geçiriyor polis, insanları Divan Oteli’ne kıstırıp revirlere, hastaların kucağına gazlar atılıyor, insanlık dışı bir dramla tüm dünyanın gözleri önünde halkını halktan saymayan, halkına savaş açan bir hükümetin kendini beğenmişliğini izliyoruz. Yaşadıklarımızı yazıya döktüğümüz bugünlerde hala atılmış somut bir adım, kazanılmış somut bir şey yok. Daha dün (22 Haziran Cumartesi) ellerinde karanfillerle meydanda toplananlara yine gazla karşılık verildi. Adalete ve devlete olan inancımız, demokrasi için umudumuz gün geçtikçe yara alıyor.

Fakat yollara döküldük bir kere; hakkımız olan ÖZGÜRLÜĞÜ geri alıncaya kadar:

MÜCADELEMİZ BİTMEZ, DİRENMEYE DEVAM!

Barışçıl göstesine devam eden halka uygulanan polis vahşetinin en çarpıcı örneklerinden biri, gazeteci Serkan Ocak’ın kamerasından…

Bunlar da bizim çektiğimiz birkaç video:

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.