Gökçeada
© 2015 . All rights reserved.

Dört tarafı rüzgarla çevrili kara parçası: Gökçeada


Gökçeada, 16-18 Ağustos 2014.

16 Ağustos Cumartesi

Gökçeada ve kiteboard‘u keşfetmek üzere yollardayız bu sefer. Turkcell Sosyal Aktivite Grubu (TSAG) vasıtasıyla 3 günlük bir macera. Alper de bize eşlik ediyor.
Cuma gecesi 00:30′u geçerken Taksim’den bindiğimiz otobüsümüz 05:30 gibi Çanakkale Kabatepe Limanı‘na varıyor. Burası Gökçeada feribotlarının kalktığı yer. İlk sefer 08:00′de olmasına rağmen biz çok daha erken varıyoruz çünkü sıraya girmemiz lazım. Aksi takdirde bir sonraki sefer için 2 saat daha beklemek gerekiyor.

img_5471

Sakin hava ve deniz koşulları sayesinde 1 saate yakın keyifli bir seyirle adaya varıyoruz. Yanaştığımız yer Kuzu Limanı. Ancak burası adanın merkezi değil. Gökçeada, diğer adaların aksine merkezi sahilde olmayan bir ada. Kıyılarının fazla rüzgarlı olması bunun nedeni olabilir diye düşünüyoruz.

img_7729

Kalacağımız yer Aydıncık Koyu‘nda bulunan Gökçeada Sörf Merkezi. İndiğimiz merkez limana 9-10 km uzaklıkta. Yolun henüz başında şöyle bir tabela dikkatimizi çekiyor: “Yavaşlayın, Gökçeadada’sınız.” Çok hoşumuza gidiyor, sakin ada hayatını vurgulayarak trafik de dahil olmak üzere her anlamda rahat olmanızı telkin ediyor, yavaş yaşam :)

Otobüsle yol alırken adanın ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlıyoruz. Zira tepeler aşıp virajlar dönüyor, her yeni manzarada yeni yeni vadiler ve tepeler görüyoruz. Kıvrıla kıvrıla uzayan yolumuz bitmek bilmiyor. Adeta Ege anakarasında bir ilçeden diğerine gitmeye çalışıyoruz. Yolculuk sırasında çoğunluğu çam ağaçlarından oluşan yeşil bitki örtüsü dikkatimizi çekiyor. Adaya Kuzu Limanı’ndan yaklaşırken kurak topraklar karşılamıştı bizi ama adanın geri kalanında rengin daha farklı olduğunu görüyoruz. Ününü daha önce duyduğumuz keçilere de yol boyunca sık sık rastlıyoruz, hayat onlara güzel, yemyeşil doğada olabildiğine özgürlük :)

img_7785

Gökçeada Sörf Merkezi, resimlerinde gördüğümüzden farksız, 2 katlı taş evlerden oluşan şirin bir tesis. Vardığımızda odamız hazır değil. Biz de valizleri kenara bırakıp sahile iniyoruz, amacımız sörf merkezini keşfetmek. Burayı Radikal Tur işletiyor ve sahibi Can da bizzat burada. Kendisiyle sohbet etme imkanı buluyor, kiteboard eğitimi ve önümüzdeki günlerin rüzgar durumu hakkında laflıyoruz. İlk gün rüzgarsızlıktan boş geçecek, ikinci gün 2 seans yaparak eğitimi tamamlamayı hedefleyeceğiz.

Lezzetli malzemelerle dolu açık büfe kahvaltımızda hepimizin favorisi karadut reçeli oluyor. Zaten adanın karadutu ünlü, dondurmasını duymuştuk gelmeden önce. Peynir, domates, zeytinyağı, kekik… Hepsi doğallığın lezzetini taşıyorlar ve bize adada bulunduğumuzu bir de mide yönünden hatırlatmış oluyorlar :)

İlk gün kahvaltısı fiyata dahil değil, ekstra, açık büfe olduğu için de ucuz değil, 35 TL. Yeri gelmişken diğer fiyatları da yazalım. Yol dahil 2 gece konaklama 380 TL. 6 saatlik grup kiteboard dersi Turkcell indirimi ile 500 TL, normalde 600 TL. Bira 10, yemekler 15-30 TL arası.

img_7744

İlk günümüz kite yapamadan geçiyor. Hafif rüzgar da olsa windsurf‘ler denizde ama kite için hafif rüzgar yeterli değil. Biz de sahil keyfi ve deniz yapıyoruz bütün gün. İncecik ve açık renkli güzel bir kumdan oluşan kumsalı var buranın. Dolayısıyla denizi de pek keyifli. Sığ bir deniz olduğu için de adanın ünlü soğuk denizi burada yok, hatta bizim standartlarımıza göre sıcak bile diyebiliriz :) Ayrıca deniz dümdüz, hiç dalga yok. Zaten bu tarafın karakteristik özelliği buymuş, çünkü hakim rüzgar karadan denize doğru esiyor. Bu durum özellikle yeni başlayan kite’cılar için de uygun aynı zamanda, dalga olsa işler biraz daha zorlaşırdı.

Öğlen yemeğimizi sahildeki kafede yiyoruz. Bir hayli kalabalık. Çalışanlar da belli ki turizm meslek lisesi öğrencileri, dolayısıyla servis zayıf ve yavaş maalesef. Yemekler de standart diyebiliriz, bir özellikleri yok. Şaraptan umutluyduk, ancak ada şaraplarından olan Barba Yorgo‘nun beyazını hiç beğenmiyoruz, olmamış. Bir şekilde karnımızı doyurup şezlonglarımıza geri dönüyoruz.

img_5487

Otelimizin arka tarafında bir de tuz gölü var. Bizim gittiğimiz dönemde suyu çekilmiş vaziyette, daha yüksek olduğu zamanlarda kite derslerini burada verdikleri de oluyormuş. Bu gölün giriş kısmında şifalı olduğu iddia edilen çamurlu kısımlar da var. Birçok insanın buraya girip çıkıp sonra denize yıkanmaya geldiklerini görüyoruz. Şezlonglarımızda uzanırken gün boyu onlarca simsiyah insan seyretmek pek eğlenceli :) Biz çamurun şifalı olduğuna inanmak bir yana, zararlı bile olabileceğini düşündük, zira göle yaklaştığımızda ne kadar kötü koktuğunu farkettik.

img_5493

Gün batımına doğru odamıza geçiyoruz. Temiz ve rahat bir oda. Klima da var ama tüm gün esen rüzgar sayesinde pencereleri açık bıraktığınız sürece çalıştırmaya hiç gerek olmuyor. Duşlarımızı aldıktan sonra akşam yemeği yemek üzere çıkıyoruz, bu sefer ana restoran bölümünde oturacağız, sabah kahvaltımızı da burada yapmıştık. Yüksekçe bir balkondaki deniz manzaralı masalarda oturmak mümkün. Biz de aynen öyle yapıyoruz. Ancak çok acıkmadığımız için sadece bir peynir tabağı, Tını marka kırmızı şarap söylüyoruz. Peynir tabağından çok bir şey beklemeyin, zira beyaz peynir, kaşar ve tulumdan başka bir şey gelmiyor :) Neyse ki beyaz peyniri yeterince güzel.

Yalnız şarabımız yine çok kötü. “Yok mudur bu adanın güzel bir şarabı, hani ünlüydü?” diye sorduğumuzda ise çalışanlardan samimi bir cevap alıyoruz, diğerleri de maalesef pek beğenilmiyormuş. Biz de tatilimizin geri kalanında ada şarabı denemekten vazgeçiyoruz. Sonradan öğrendiğimize göre, ada şarabının ünü, Rum halkın bu işi yaptığı zamanlara dayanıyormuş. Sonrasında tamamen ölen şarap yapımı şimdilerde yeniden canlandırılmaya çalışılıyor, ancak henüz yolun çok başındalar diyebiliriz.

Bol peynir bize yetiyor, ayrıca yemek yemiyoruz. Sahildeki kafeden birer bira alıp kumsalda biraz takılıyoruz. Fazla da uzatmadan kalkıp uyku faslına geçiyoruz.

 

17 Ağustos Pazar

Acelece bir kahvaltıdan sonra 09:00′daki ilk dersimiz için sahile iniyoruz. Kiteboard öğrenirken geçirdiğiniz zamanın büyük bir kısmı karada :) Biz de 3 saat boyunca karada kite’ı uçurmayı öğreniyoruz. Hocamız Anton bir Rus, birkaç sene önce buraya gelmiş ve Türkiye’ye yerleşmiş. Konuya son derece hakim, iyi bir öğretmen. Kite’ı tanıma, açma ve kurmayla başlıyoruz. Kolay değil, daha bu aşamadan itibaren çok dikkatli olmak gerekiyor, aksi takdirde birbirine dolanan ipler sizi delirtebilir :) Daha sonra kite’ı havalandırma (launch) öğreniyoruz. Çok zevkli ve daha önceki deneyimlerimizden hiçbirine benzemeyen yepyeni bir heyecan! Sonra da kite’ı uçurmayı öğreniyoruz. Power zones, wind window, bar kontrolü vs. Kite’ı kontrol etmek için elimizde tuttuğumuz şeye bar deniyor, ve eğitim boyunca en sık duyacağımızı söyledikleri lafı gerçekten çok sık duyuyoruz: “Barı bırak!” Zira barı çekince kite daha çok rüzgarla doluyor ve sizi daha kuvvetli çekiyor. Yeni başlayan biri, ters bir durumda kendini toparlamak için ister istemez bara asılarak vücudunu çekmeye çalışıyor. Ama bu büyük yanlış kite’ın kendisini ileriye doğru daha da kuvvetli çekmesine sabep oluyor. Maalesef hepimiz bunu kötü tecrübelerle öğrenmek durumunda kaldık. Özellikle Koray’ın uçup yüzüstü yere yapışması biraz korkutucuydu. Ancak bu kötü tecrübe iyi bir ders oldu ve bir daha aynı hatayı yapmadı. Daha sonra rüzgarüstüne (upwind) ve rüzgaraltına (downwind) doğru yürümeler, barı tek elle tutma, yere oturup kite’la havada sekizler çizme gibi çalışmalar yaptık. En sonda da kite’ı indirme ve toplama ile eğitime ara verdik.

Öğlen yemeğinde bu sefer adanın deniz ürünlerinden yararlanmaya kararlıyız. Şansımıza çok güzel deniz çuprası ve levreği var, kocamanlar. Porsiyonu 50 TL ama gerçekten değer, iri ve çok lezzetliler. Elimizden geldiğince tadını çıkarmaya çalışıyoruz ancak fazla zamanımız yok, zira 14:30′da eğitimin ikinci seansı başlayacak. Bizi ve ekipmanı arabaya doldurup başka bir koya götürüyorlar. Araba yolu bulunmuyor, keçi yolu gibi patikaların üzerinden geçen birkaç araba ile oluşan bir yolumsu var en fazla, tangır tungur gidiyoruz :) Rüzgarın yandan estiği (side wind) bir koy burası. Kiteboard için ideal rüzgar bu, böylece ne karadan uzaklaşıyor ne de karaya çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Koy tenha, traktörleriyle gelmiş birkaç ada yerlisi aile var sadece sahilde.

Biz vardıktan sonra hava kapatıyor maalesef, rüzgar artıyor ve şiddetli rüzgar sağanakları (gust) başlıyor. Dersi kısa tutmak zorunda kalacağız. Sabahki çalışmaları kısaca hatırlayıp body drag denen çalışma ile ilk defa denize iniyoruz. Bu çalışmada board yok. Amaç boardsuz bir şekilde karaya geri dönebilmek, yani kötü senaryodan başlıyor eğitim. Barı tek elinizle tutarak kite’ı uçururken, diğer kolunuzu ve gövdenizi suyun içinde bir pala gibi kullanarak diyagonal olarak kendinizi karaya yaklaştırmaya çalışıyorsunuz. Alper ve Duygu’nun denemek için fırsatı oluyor ancak ikisi de çok zorlanıyor, Duygu çok su yuttuğu için iyice bayıyor. Bu arada hava iyice bozduğu için Koray’a denemek için zaman kalmıyor, Anton durumu riskli bulduğu için kite’ları indirtiyor ve bugünlük paydos diyor, erken dönmek durumunda kalıyoruz.

Gökçeada

 

Bu akşam toplu bir yemek organizasyonu yapılmıştı, adanın günbatımıyla ünlü Kaleköy ilçesine gidecek, biraz dolaşıp yemeğimizi burada yiyecektik. Ancak hava kapattığı ve dolayısıyla günbatımı olmayacağı için plan değişikliği yapılıyor ve İlios isimli meyhaneye, daha doğrusu burada söylendiği şekliyle tavernaya gidiyoruz :) Mezeleri fena değil ancak mevisimin azizliği olsa gerek balık seçenekleri yok denecek kadar az, ellerindeki balıkları da pek beğenmiyoruz açıkçası, biraz beklemiş gibiler. Ama masadaki muhabbet yine de güzel, ekiptekilerle iyice kaynaşma fırsatı buluyoruz. Superonline’dan Ahmet ve Abdullah, Turkcell’den Cüneyt, Çiğdem ve Hakan’la aynı masayı paylaşıyoruz. Bol rakı eşliğinde herkes adadaki 2 gününü anlatıp duruyor birbirine. Sonunda kafalar iyi şekilde otele dönüp sızıyoruz tüm günün yorgunluğuyla.

img_7762

 

18 Ağustos Pazartesi

Ertesi sabah rüzgar çok fazla, o yüzden ders yok. Biz de bu sayede, kite veya surf yapmayanlar için düzenlenmiş olan ada turuna katılıyoruz. 10:30′da yola çıkıyoruz otobüsümüzle. Zeytinliköy ilk durağımız. Adadaki birçoğu gibi burası da eski bir Rum köyü. Sokakları ve evleriyle bunu belli ediyor zaten. Nam salmış Madam’ın Dibek Kahvesi‘nde birer kahve içiyoruz öncelikle. Alıştığımızdan biraz farklı ama yine de gayet güzel bir kahve. Mekan ise minnacık ve şipşirin, sahibi yaşlıca bir Rum amca. Zamanımız kısıtlı ancak yine de köyün bir başka ünlü mekanı Barbo Hristo‘ya geçiyoruz. Burası tatlıcı, sakızlı muhallebisi ile ünlü. Başka tatlısı da var mı emin değiliz. Ama muhallebi muhteşem, yolunuz düşerse kaçırmamalısınız. Tabağın içine düşerek yiyoruz resmen. Bu arada Barbo Hristo hala hayatta, şu anda 94 yaşında bir amca. Beli artık bükülmüş ama hala ayakta, dükkanının başında. Derin bir saygı duyuyoruz kendisine. Bu iki mekandan sonra otobüsümüze geri dönüyoruz ama köyü çok beğendik, çok şirin bulduk.

img_7797

img_7812

 

Turumuzun sonraki ve son durağı ise Dereköy. Burası da eski bir Rum köyü ancak şu anda terkedilmiş durumda. Evlerin hepsi viran vaziyette. Köyün girişinde muhtemelen biz gibi turistler için açılmış bir çınaraltı çay bahçesi, arkasında da dandik bir restoran bulunuyor. Köyün gezilecek pek bir yanı yok. Sadece eski bir çamaşırhane var görülesi, içinde güzel fotoğraf da çekilebiliyor. Ancak bunun dışında şimdilik bomboş bir köy. Şimdilik diyoruz, zira yıkılmaya yüz tutmuş evlerin hemen hepsinde satılık ilanları bulunuyor. Adanın yavaş yavaş canlanan turizmi belki zamanla buraya da sıçrar.

img_7842

Dönüşte hızlı bir öğlen yemeği yiyip son kite dersimize gidiyoruz. Duygu bu sefer pas geçiyor, dünkü bol su yutmalı tecrübesi cesaretini kırdı maalesef. Eğitim yine otelimizin bulunduğu koyda. 2 saate yakın çalışmada body drag’e ek olarak board drag yapıyoruz, gövdemiz yine suyun içindeyken bu sefer boştaki kolumuzla board’u tutarak karaya dönmeye çalışıyoruz. Sonrasında çok kısa bir süreliğine de olsa board’a biraz çıkmaya fırsat buluyoruz. Biraz diyoruz çünkü ayağa kalkmadan, sırtüstü suyun içinde yatar vaziyetteyken ayaklarımıza takılı board’la birlikte kendimize yön vermeyi öğreniyoruz. Eğitim boyunca gökyüzü tamamen açık ve güneşli, son günümüz için güzel bir hava. Rüzgar da şiddetli ama sabit, yani sağanaklı hava gibi eğitime engel değil. Kite’ı kontrol etmek zor olmuyor ama rüzgar ve akıntı sizi hızlı biçimde dışarı sürüklediği için, özellikle body drag çalışmasında çok başarılı olamıyoruz ve karaya dönmeyi bırak, sürekli açığa gidip duruyoruz. Eğitmenler de bizi botla gelip almak zorunda kalıyorlar :)

img_7898

Bizi evimize götürecek olan otobüs 16:30′da otelden ayrılarak dönüş yoluna koyuldu ama Can sağolsun bizi 17:30′da kendi arabasıyla bizzat bırakacak şekilde son ana kadar kite yapmamızı sağladı. Koştur koştur da olsa 18:00′de limanda olmayı başarıyoruz. Burada ufak birkaç dükkanımsı var. Tabi ki karadut reçeli ve zeytinyağı alıveriyoruz.

Saati geldiğinde feribotumuza binip adaya elveda diyoruz. Yarım kalan kiteboard maceramızı tamamlamak, adayı daha rahat gezip lezzetli yemeklerinden (örneğin oğlak çevirme) tatmak ve güzelim günbatımını seyredebilmek için Gökçeada’ya en kısa zamanda geri döneceğimiz bir gerçek. Hepimizin aklı o ya da bu şekilde adada kalıyor yani, yol boyunca yaptığımız bir dahaki geliş planları da bunun en bariz kanıtı :)

img_7917

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>