Kaş'ta gün batımı, eşsiz!
© 2014 . All rights reserved.

Emeklilik hayallerinin gözdesi Kaş


26-29 Ekim 2013, Kaş, Antalya.

26 Ekim Cumartesi.

Duygu’nun şirketindeki bir başka tatil birleştirmesini değerlendirmek üzere bu sefer Kaş yollarındayız. Cumartesi sabahı indiğimiz Antalya Havaalanı‘nda terminalden çıkar çıkmaz Havaş aracını buluyoruz. Ancak hemen önündeki otogar istikametli belediye otobüsü gözümüzden kaçmıyor. Sorduğumuzda kalkış saatlerinin aynı, bilet fiyatlarının 10 TL vs. 4 TL olduğunu öğreniyoruz ve 600 numaralı belediye otobüsüne atlayıveriyoruz. Haberiniz olsun, havaalanından ve otogardan karşılıklı her yarım saatte bir seferi var.

Otobüs şehir içinde biraz dolaştırsa da 1 saat olmadan otogara varıyoruz. Otogarda ilçeler terminali ayrı, biz de o tarafa gidip Batı Antalya turun Kaş minibüsü için biletimizi alıyoruz, fiyatı 24 TL. Firmadan, araçlarından ve hizmetinden beklentiniz minimumda olsun. Maalesef birçok tatil yöremizde olduğu gibi burada da turizme doygunluk, beraberinde rehaveti ve dolayısıyla müşteriye saygısızlığı getirmiş. Biz bunları kafaya fazla takmayarak uzun yolculuğumuzu geçirmeye çalışıyoruz. Kaş’a 4 saati geçkin bir sürede varabiliyoruz, zira yollar çok virajlı ve minibüs birçok farklı noktada yolcu indirip bindiriyor.

Kaş Meydan

Kaş otogarından merkeze, yani liman ve Cumhuriyet Meydanı‘nın bulunduğu bölgeye yürümek 7-8 dakika. Zaten meydan ve hemen etrafındaki ufak sokaklar, Kaş’ın en güzel restoran ve otellerine ev sahipliği yapıyor diyebiliriz. Meydanı arkamıza alarak tırmanmaya başladığımız sokak Uzun Çarşı: eski taşlarla döşeli yolu, sağlı sollu eski tarz cumbalı ahşap evleri, onları süsleyen begonvilleri ve evlerin alt katlarında bulunan hepsi birbirinden özgün içerikli minik dükkanlarıyla bu sokak bizi gerçekten büyülüyor. Sonraları bu sokaktan geçtikçe tespit edeceğimiz üzere, muhtemelen çoğunluğunu eskiden büyük şehirlerde yaşamış insanların oluşturduğu bir esnaf topluluğu hakim burada. Diğer tatil kasabalarında görmeye alışık olduğumuz, birbirinin kopyası Çin mallarının satıldığı vasıfsız alışveriş mekanlarından sonra Kaş’ın kalbinde bulunan bu sokak ve benzerleri bizi kendilerine hayran bırakıyor.

Rengarenk Kaş sokağı

Uzun Çarşı’da biraz ilerledikten sonra karşımıza ihtişamlı bir kral mezarı çıkıveriyor. Çok eski ve önemli bir Likya yerleşim merkezi olan Kaş’ta birçok antik harabe bulunuyor. Etrafını çevreleyen yüksek dağlarda ve hatta denize dimdik inen kayalıklarda oyuk birçok kral mezarına rastlamak mümkün. Kaş’ın merkezinde sergilenen bu ihtişamlı örneği sağımızda bırakarak girdiğimiz ufak sokakta ise otelimiz bulunuyor, Çınar Butik Otel.

Kral mezarı

Çınar Otel’in sahibi ve işletmecisi Hasan Bey. Kendisi son derece kibar ve cana yakın bir insan. Tüm misafirleri ile sanki arkadaşlarıymışçasına muhabbet edebiliyor, ama bir yandan da olabildiğine saygılı. İngiltere’de yaşamaktayken babasına ait bu butik oteli devralmak üzere Kaş’a döndüğünü öğreniyoruz. Güzel bir seçim yaptığı mutluluğundan ve etrafındakileri de mutlu etmesinden belli :)

Çınar Otel & Ruhi Bey Meyhanesi

Otel gerçekten butik :) Ufak ama şirin ve temiz. Ayrıca bulunduğu sokakta, Kaş’ın en iyi restoranları bulunuyor, Tripadvisor ve Foursquare şahidimizdir ;) Mesela 1959 tarihli Ruhi Bey Meyhanesi, otelimizin altında ve ortak işletme. Bu ve sokaktaki diğer mekanları, Kaş’ın en iyileri listelerinde üst sıralarda bulabilirsiniz. Biz şahsen her gün nerede yiyeceğimize karar verirken pek zorlandık bu yüzden :)

Odamıza yerleşir yerleşmez günümüzün kalan kısa bölümünü değerlendirmek üzere yakın plajları öğreniyoruz. Küçük Çakıl en yakın olanı. Herkesin girebildiği ufacık bir plaj, ayrıca etrafında kayalıklarda kurulu birkaç tesis bulunuyor (zaten Kaş ve çevresinde denize girebileceğiniz çoğu yer kayalık). Ancak Küçük Çakıl’da birçok soğuk su kaynağı bulunduğu konusunda uyarılıyoruz. Soğuk deniz sevmemize rağmen bu uyarılar bizi korkutuyor ve oraya gitmiyoruz, tatilimizin geri kalanında da gitme fırsatı bulamıyoruz. Ancak motor seyirlerimiz sırasında açıktan gördüğümüz kadarıyla son derece şirin bir plaj, bir sonraki Kaş ziyaretimizde kesinlikle uğrayacağız. Buradaki Derya Beach pizzasıyla ünlü. Gördüğümüz kadarıyla hareketli müzikleri ve genç müşteri profiliyle de sürekli canlı.

Küçük Çakıl Plajı

Bizse denize girmek için Asmaaltı Plajı‘nı tercih ediyoruz. Meydandan sonra limanı ve denizi solumuzda bırakarak, yani batıya doğru ilerleyerek ulaşıyoruz bu plaja. Küçük Çakıl’a kıyasla daha sakin bir bölge, tercihi bu yönde olanlara duyurulur. 2-3 tane yan yana tesis bulunuyor, yine kayalıklar üzerine kalas zeminlere kurulu vaziyette. En baştaki tesis en düzgünü gibi gözüküyor. Ama biz, önünde nar ayıklayan teyzesinin buyur ettiği Sahil Beer Garden isimli mekana girmekten alıkoyamıyoruz kendimizi :) Hemen denize atlıyoruz. Su soğuk ama dondurucu değil. Akdeniz’den ziyade Ege denizine benzediği yönünde hemfikir kalıyoruz. Rengi ve berraklığı çok hoşumuza gidiyor. Denizden çıkıp güneşlenirken, tatlı teyzemizin elinden çıkmış olan nar suyundan içiyoruz, bu şimdiye kadar içtiğimiz en lezzetli nar suyu diyebiliriz! Zaten Kaş’ta bulunduğumuz günler bölge narlarının en iyi zamanına denk geliyormuş. Nar suyu Kaş’ta her yerde 5-8 TL arasında değişen fiyatlarla satılıyor.

Asmaaltı

Gün batmaya yakın hava iyice serinliyor, o yüzden fazla gecikmeden otele dönüyoruz. 1. katta bulunan odamızın minik balkonundan gün batımını kısmen de olsa seyretme imkanımız var. Daha pahalı olan ve 2. kattaki teraslı odaların manzarası çok daha başarılı tabi, odasında sık vakit geçirecekler için bu odalar daha iyi seçim olabilir. Biz de mütevazı balkonumuzu değerlendirmekten geri kalmıyoruz ama. Birer bira eşliğinde fıstığımızı açıp güzel renkli gün batımı eşliğinde geyiğimizi çeviriyoruz doya doya.

Duşun ve üst baş değiştirmenin ardından hemen altımızdaki Ruhi Bey Meyhanesi’ne iniyoruz. Ev mutfağından hallice bir odanın önünde 7-8 masalık, süsten gösterişten uzak dekoru ve çeşitli Atatürk resimleriyle süslü yarı açık bir mekan. Masamıza oturmadan önce mutfakta sergilenen günün mezelerinden seçimimizi yapıyoruz. Daha önce hiçbir yerde rastlamadığımız çok hoş bir detay şu ki, farklı yerel mezeleri ilk defa görenler için, tatlarına bakabilmelerini sağlamak için çay kaşıkları konulmuş. “Ev sahipleri” tarafından her meze içeriğiyle birlikte anlatıldıktan sonra tatmak için de teşvik ediliyorsunuz. Bir Antalya mezesi olan ve tahin, limon, nar ekşisi ve çeşitli baharatlarla yapılan hibeş, tahin marineli balık ve mekanın spesiyallerinden olan biber-elma ve kabak-erik tatlı turşuları bizim seçimlerimiz oluyor. Ana yemek olarak da yine spesiyallerden sütte balık söylüyoruz. Güveçte süt, krema ve mantar ile birlikte pişirilen dil balığı yumuşacık bir hale geliyor. Rakı için çok uygun bir yemek olduğunu düşünmesek de özgünlüğü ve lezzeti tartışılmaz. Hatta o kadar leziz ki heyecanla yemeye girişip fotoğrafını çekmeyi unuttuğumuzu ancak son lokmada fark ediyoruz!

Atatürk'e kadeh kaldırmak

Yemeği fazla uzatmadan kalkıp Kaş’ı bir de akşam görmek üzere gezmeye çıkıyoruz. Meydanı, limanı ve ufak şirin birkaç sokağı arşınladıktan sonra günün yorgunluğuna yeni düşerek erkenden odamızın yolunu tutuyoruz. 

 

27 Ekim Pazar.

Ertesi sabah kahvaltımızı Ruhi Bey’in mekanında yapıyoruz, zira otel kahvaltı servisini burada yapıyor. Kahvaltı malzemelerindeki hem çeşitlilik hem de lezzet üst seviyede. İki çeşit beyaz peynir, zeytin, sahanda yumurta veya omlet, yumurtalı ekmek, peynirli ekmek, tereyağı, bal, reçel çeşitleri, tahin pekmez. Kahvaltı konusundaki uzmanlığımız pek yabana atılır değildir ve biz buradaki kahvaltıya tam puan veriyoruz. Kaldığımız 3 gün boyunca da masadan tıka basa kalktık diyebiliriz.

Çınar Otel kahvaltısı

Bugünü tamamen Limanağzı’nda geçireceğiz. Limanağzı, Kaş merkezin doğusunda kalan ve karayolu bağlantısı olmayan bir koy. Burada 3-4 adet tesis mevcut. Ulaşım Kaş limanından ufak motorlarla yapılıyor ve 15-20 dakika sürüyor. 15 dakikada bir kalkan seferlerin gidiş-geliş ücreti 12,5 TL. Kaş konusunda tecrübeli arkadaşlarımızın tavsiyesine uyarak tercihimizi Nuri’nin Yeri‘nden yana kullanıyoruz. Koyun doğusundaki en geniş girintiye kurulu bir mekan burası. Plajı ve restoranından başka, sessiz ve son derece dingin bir tatil peşinde olanları memnun edebileceğini düşündüğümüz bungalovları da mevcut.

Nuri'nin Yeri

Tesis düzgün ve temiz. Sezon sonu olması sayesinde çok kalabalık değil, güzel bir köşesindeki şezlonglarımıza kuruluyoruz. Denizi de çok başarılı. Ancak uyarmak gerekir, Kaş’ın birçok noktasında olduğu gibi burada da su soğuk. Ayrıca kumsal aramayın, zira yine Kaş ortalamasına uygun olacak şekilde her yer kayalık, denize platformlardaki merdivenlerden girebiliyorsunuz. Ufak da olsa çakıl bir kumsalımsı var gerçi.

Öğlen yemeği olarak güveçte karides ve kızartma yiyoruz. Karidesler taze ve iri, güveç bol malzemeli, mantar ve kaşarlı. Kızartması ise tam bir ev kızartması, domates sosuyla birlikte mükemmel oluyor. Yanında da taze nar suyumuz eksik değil tabi ki ;) Restoran kısmında yerken denizdeki kefallere ekmek atıp kapışmalarını izlemek de keyifli oluyor :)

Gün batmaya yakın Kaş’a dönüyoruz. Gün batımını seyretmek üzere güzel bir yer arıyoruz. Maalesef güzel teraslı mekanların çoğu dolmuş durumda. Biz de bir bank buluveriyoruz kendimize. Merkezdeki Mercan Restoran’ın yanından yukarı doğru çıkan yolun sonunda çok güzel bir köşe var gün batımını seyretmek için. 2-3 bankın bulunduğu bu yüksekçe mekan limanı yukarıdan görüyor. Burada günü batırıp otelimize gidiyoruz.

Akşam güneşi güzele vuruyor :)

Eşyalarımızı odaya bırakıp duş aldıktan sonra akşam yemeği için karar verdiğimiz Nereid Meyhanesi‘ne yollanıyoruz. Otelimizin de bulunduğu restoranlarıyla ünlü aynı sokaktayız, Süleyman Sandıkçı Sokak. Henüz kapısında bizi “Her yer Taksim, her yer Direniş” sloganıyla karşılayan mekan kalbimizi çalmayı başarıyor ki, bu yazıyı daha sonra çalışanların t-shirt’lerinde de görmek apayrı hoşumuza gidiyor. Mekanın büyük bölümü giriş katında. Ancak 4 masanın bulunduğu bir de teras kısmı var, buradan Kaş liman ve deniz manzarası çok başarılı. Bu masalar için önceden rezervasyon yaptırmakta fayda var.

Nereid - giriş

Restoranın meze ve ara sıcaklarından saganaki peyniri, deniz mahsullü pazı sarması, balık pastırmalı paçanga böreği, ızgara ahtapotu ünlü. Mevsimi geçtiği için pazı sarmasını yakalayamıyoruz ama diğerlerini deniyoruz ve hepsine de bayılıyoruz, balıklı paçanga hem değişik hem güzel, ahtapot yumuşacık, tam kıvamında terbiye edilmiş ve hazırlanmış. Mekandaki ana yemekler de çok özgün: tekilalı çupra (tekiçupra), rakılı levrek (levrakı), romlu balık :) Biz romlu levreği deniyoruz. Levrek, fileto şeklinde kesildikten sonra rom ve bir dolu ot ve baharat karışımı ile 10 dakika kadar bekletildikten sonra ızgaraya atılıyormuş. Bu arada bize yardımcı olan garson arkadaş, tüm sorularımıza çok içten ve istekli bir şekilde uzun uzun cevap veriyor, her meze ve yemeğin malzemelerinden tutun hazırlanış şekline kadar detaylı bir şekilde bilgilendiriyor. Yaptığı işten ve bulunduğu yerden çok mutlu olduğu belli, bu güzelliği bizi de çok mutlu kılıyor.

Nereid teras

Yemekten sonra yine kısa da olsa bir liman turu atıveriyoruz. Koray’ın zaafı olan lokmacılara rastlıyoruz yolda ve tabi ki bir porsiyon hüpletiliveriyor. Ardından da tavuk misali erkenden yatağımıza gidiyoruz. 

 

28 Ekim Pazartesi

Pazartesi günü istikamet yine Limanağzı, zira Kaş’ta denize girilebilecek en iyi yer tartışmasız burası. Bu sefer değişiklik olsun diye Limanağzı’nın diğer ünlü plajı olan Bilal’in Yeri‘ne gidiyoruz. Burası, Nuri’nin tam tersine koyun diğer ucunda bulunuyor. Tesis biraz daha ufak, ama şirinlik aynı. Hatta burası açık denize daha yakın olduğu için suyu bize daha da güzel gibi geliyor. Mekan biraz daha kayalık, ama tesiste bunu avantaja çevirmeyi becermişler, birçok çardak bulunuyor ve yüksekten deniz manzaralı size özel şezlonglarda takılmak ayrı bir keyif gerçekten. Yemekler ahım şahım değil ama köfte ve avcı böreği yeterince lezzetli.

Bilal'in Yeri

Bütün günümüzü güneşlenerek ve yeni aldığımız şnorkelimizle denizde takılarak geçiriyoruz. Ha bir de kanoya biniyoruz. Hem Nuri’de hem de burada kano ve deniz bisikleti aktiviteleri ücretsiz. Gerçi Nuri’dekiler sezonu kapattığı için kullanamamıştık ama Bilal’de kanoya atlayıveriyoruz. İşe bakın ki Duygu ilk defa biniyor :) Neyse ki üstün yeteneğiyle fazla zorlanmadan olayı kavrıyor ve ikili kanomuzla güzel bir gezinti yapıyoruz.

Bilal’in Yeri’nde gün erken batıyor. Çünkü Nuri’ye göre daha batıda ve yüksekçe bir tepenin dibinde. Dolayısıyla gün ışığını abartısız 1 saat erken kaybediyorsunuz. Bu yüzden Kaş’a dönmek zorunda kalıyoruz ve açıkçası başta keyfimizi kaçıran bir durum oluyor bu. Ancak gün batımını izlemek üzere gitmeyi planladığımız Kaş’ın ünlü barı Deja Vu‘ya erkenden varıp mekanın en güzel masasını kaptığımızda neşemiz fazlasıyla yerine geliyor :) Kaş’ın dalış ziyaretçilerinin de uğrak mekanı olan barda, güneşin batışına doğru kalabalık iyice artıyor ve ortam iyice güzelleşiyor. Bilgisayarın başındaki playlist’ten sorumlu abimizin de muhteşem katkısıyla harikulade müzik eşliğinde mekanda 1,5 saate yakın oturuyor, bira üstüne bira deviriyor, Kaş’taki en keyifli anlarımızı ve hayatımızın en güzel gün batımlarından birisini yaşıyoruz.

Dejavu gün batımı

Son akşam yemeğimizi yemek üzere adresimiz Zaika, yani kendi deyimleriyle “Akdenizli ocakbaşı”. Bu restoran otelimize göre birkaç arka sokakta kalıyor, girişini bulmak da pek kolay olmuyor. Hayta Meyhane’ye girer gibi yapınca aynı sokakta bir ara giriş daha var ve Zaika’ya oradan giriş yapmak mümkün. Apartmanların arasında çakıl taşlı bir bahçeye kurulmuş restoran menüsünde Lübnan esintileri taşıyor.

Menü ağzımızı sulandırıyor, giriş olarak Lübnan usulü Mütebbel (tahin, limon ve nar ekşili közlenmiş patlıcan salatası) ve gavurdağı söylüyoruz. Mekanın özel sarımsaklı tereyağları ile birlikte sıcak pide de geliyor. Her şey enfes lezzetli.  Yorumlarda sucuk çok övülmüştü fakat 29 Ekim Kaş’ta aynı zamanda sezon kapanışı olduğu için maalesef kalmamış. Mümkün olduğunca çok lezzet tadabilmek için karışık kebap söylüyoruz. dışı çıtır içi yumuşacık bir beyti, tam kıvamında pişmiş sulu pirzola ve kuzu şiş. Yumuşacık etler en keyifli ocakbaşı deneyimlerimizden birisine imza atıyor. Fiyatların da Kaş ortalamasının altında olması ile gezimizin performansı en yüksek restoranı oluyor. Yemek sonrası yine bir Kaş sokakları turu ile odamıza dönüyoruz.

Zaika

 

29 Ekim Salı

Kaş’ta son günümüz. Günlerdir hazırlıkları süren 29 Ekim törenine yetişebilmek için erkenden kalkıp kahvaltımızı ediyoruz. Sokakta bando ve borazan sesleri ile yankılanıyor. Bavullarımızı resepsiyona bırakıp plaj eşyalarımızı alarak törene yetişmek için meydana yollanıyoruz. Resmi tören bitmiş ama okullar yeni geliyorlar. Meydana doluşan kalabalığı izliyoruz bir süre. Halk da bayram sabahı giyinip çoluk çocuk meydana gelmiş 29 Ekim’i kutlamak için. Tekneler balon ve bayraklarla süslenmiş, Kaş halkı büyük bir coşkuyla Cumhuriyetimiz’in 90. yaş gününü kutluyor. Uzun süredir bu kadar şevkle kutlanan bir milli bayram yaşama fırsatımız olmadığı için biz de büyük bir duygusallıkla seyrediyoruz. Fakat öğleden sonra dönüş yoluna çıkmamız gerekeceği için tören bitimine kalamayarak meydandan ayrılıyoruz.

Cumhuriyet Bayramı süsleri :)

Bugün, herkesin anlata anlata bitiremediği ünlü Kaputaş Plajı‘nı göreceğiz. Otogardan yarım saatte bir kalkan Kalkan dolmuşlarına binip plajın tam önünde inmek mümkün. Fakat bu “ön” tabiri sizi yanıltmasın, burası aslında plajın “üstü”. Plaja tam 187 basamakla iniliyor. Koruma alanı olduğu için tesisleşme yok. Bir çadırda gözleme yapan teyzeler, etrafına kumaş sarılmış bir giyinme kabini, yukarıdan su akacak şekilde tutturulmuş bir hortumdan ibaret duş, tuvaletse bulunmuyor :)

Güzeller güzeli Kaputaş

Gittiğimiz erken saatte plaj boştu. Orada kamp kurmuş bisikletçiler de toparlanıp çıktıktan sonra oldukça sakinledi. Genellikle çok dalgalı olduğunu okuduğumuz deniz, bugün dümdüz şansımıza. Güneş de bizden yana. Tabi ki turkuaz sulara atlamakta daha fazla gecikmiyoruz. Şnorkel ve paletlerle bu berrak suyun içi ayrı keyifli. Dipten yüzen balık grupları, zarganalar, küçüklü büyüklü çakıl taşları. Sahil ve deniz tamamen çakıl taşı olduğu için Duygu gibi narin ayaklıların sandalet veya deniz ayakkabısıyla gelmesi tavsiye edilir. Duygu’nun da böyle durumlarda ayağından çıkarmadığı beyaz sandaletleri hazır tabi ki.

Kaputaş hatırası :P

Deniz sefası sonrası güneşlenirken denizden 500 metre sol taraftaki Mavi Mağara‘ya yüzüp yüzemeyeceğimizi sorguluyoruz. Tam da bunun üzerine plajın satışçısı yanımızda bitiyor. Tek kişilik küçük botları ve kürekleriyle mavi mağara turu. Yüzme mesafesi olup olmadığı konusunda tereddüt eden bizim için iyi bir fırsat gibi gözüküyor. Tur kişi başı 25 TL. Telefon ve fotoğraf makinaları için su geçirmez küçük plastik kap da veriyor. Böylece fotoğraf çekebileceğiz. Gidiş yolunu ve mağaranın içini detaylıca tarif ettikten ve plajdaki eşyalarımızı emanet aldıktan sonra 6 kişilik bir grup olarak botlarla suya açılıyoruz. Botun kontrolü zor. Bütün çiftler birbirine bağlı ve erkekler önden kadınlar arkadan kürek çekiyor. Yüzerek gitmek daha rahat olabilirdi :) Mağaranın girişini merakla aradıktan sonra nihayet ulaşıyoruz. İçerisi tabi ki karanlık. Yavaş yavaş gözlerimiz alıştıktan sonra tarife göre dip taraftaki küçük kumsalcığı buluyoruz ve botlarımızı oraya çıkartıyoruz. Şnorkelle suya girdikten sonra ise suyun altındaki cenneti keşfediyoruz bu karanlık mağarada. Mağaranın girişinden içeriye süzülen güneş suyun altını masmavi aydınlatıyor. Havada asılı duran balıklar uyuyor olabilirler:) Su ise berrak ve buzzz gibi! Çok uzun süre dayanamıyoruz her ne kadar aşağıdaki dünyayı seyretmek çok zevkli olsa da. Botlara geri dönüyoruz. Güneş ışığı suyun dibinden yansıyarak mağaranın içine girdiği için buraya “Mavi Mağara” denmiş. Sıra bu güzelliği iphone elverdiğince botların üzerinden fotoğraflamaya geliyor.

Mavi Mağara

Mağara çıkışına yakın sol tarafta biraz durunca sudaki mavi yansımalar daha da belirginleşiyor ve büyüleyici bir görüntü çıkartıyor ortaya. Su geçirmez kılıfın eksikliğini en çok burada hissediyoruz yukarıdan fotoğraflarken.

Mağaradan dönüşte yorgunluk baş göstermeye başlıyor. Botla mücadele etmek zor. Plaja ulaşınca seviniyoruz. Bu muhteşem denize doyamayacağımızı bilsek de son bir yüzme turu uğruna hedeflediğimiz minibüs saatini kaçırıyoruz. Merdivenleri tırmanıp yola ulaştığımızda da 20 dakika beklememiz gerekiyor. Minibüs yeni geçmiş. Biz de beklerken zamanımızı, yukarıdan inanılmaz güzel kareler veren bu ünlü plajı fotoğraflayarak geçiriyoruz.

Kaputaş halleri

Kaş merkeze döndüğümüzde meydanda bizi bir sürpriz bekliyor. 29 Ekim kutlamaları gece de meydandaki restoranların tüm meydanı kaplayan masalarında devam edecek. Kaş’ta geleneksel Cumhuriyet yemeği yenilecek bu akşam. Tüm masalar özene bezene hazırlanıyor, garsonlar şimdiden koşturmaya başlamış. Tüm meydan masalarla dolu ve tüm masalar tabi ki günler öncesinden rezerve! Asıl bu akşamı burada geçirmek varmış. Kaş’a tekrar gelmek için çok güzel bir bahanemiz daha oldu. Mutlaka 29 Ekim akşamını da burada geçirecek şekilde planlamak lazım ileride.

Cumhuriyet yemeği

Genel olarak bahsetmek gerekirse Kaş içerisindeki restoranlarda dikkatimizi çeken iki nokta var. Birincisi, yediğimiz her şey çok özenle hazırlanmış, farklı dokunuşlar içeren lezzetlere sahipti. İkincisi ise bu özellikle beraber gelen arz-talep elbette fiyatlara olumsuz olarak yansımış durumda. Kaş genelinde Bira 8-10 TL, balık yemekleri 25-35 TL, et yemekleri 35-45 TL ve mezeler 8-12 TL civarlarında. 

Kaş bütün sevimliliğiyle bizi mest etti. Dönüp dönüp geri gelme isteği uyandırdı. İleride kendimize daha çok vakit ayırabileceğimiz emeklilik günlerimizde, her gün teknemizle açılıp geri dönebileceğimiz, ister şirin bir evde ister teknede kalıp gönlümüzce yiyip içebileceğimiz, ve halkına içimizin acayip ısındığı bir köşe olarak kalbimizde yer etti. Kurduğumuz hayallere tutunup bir gün gerçekleştirebilmek dileğiyle ayrılıyoruz bu güzel kasabadan…

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>