Huzur dolu Gökova sabahları..
© 2014 . All rights reserved.

Gökova’nın Çağrısı


24-30 Ağustos 2013, Bodrum – Gökova.

24 Ağustos Cumartesi.

Turgutreis D-Marin‘de, Bende‘mizdeyiz. Cevdet, Gonca, Alper, Deniz ve Güneş’le teknede buluşuyoruz. Eşyalar yerleştiriliyor ve çılgın market alışverişimiz başlıyor! 7 kişiye 1 hafta yetecek alışverişi yapmak kolay değil. Miktarlar çok fazla, ona rağmen emin olamıyoruz ne kadar yeterli olduğuna. Aklımıza yattığı kadarını yüklenip 4 market arabası dolusu erzakla saat 14.00 gibi marinadan ayrılıyoruz. Hava rüzgarlı, deniz dalgalı. Yelkenleri açsak da epey sallanıyoruz. Bodrum‘a yaklaşırken Güneş kötüleşiyor maalesef. Yarım saat sonra pes ediyorlar ve Deniz’le beraber Bodrum Milta Marina‘nın akaryakıt istasyonuna yanaşıp onları indiriyoruz. Bir gece daha dayanın diye ısrar etmemize rağmen gözleri yemiyor. Tatile karada devam edecekler. İlk akşam itibari ile 5 kişi kalıyoruz.

Bodrum’a giriş çıkış vakit aldığı için bu civarda bir yerde gecelemeliyiz. Marinadakiler Bodrum’un karşısında Karaada‘nın arka yakasındaki Poyraz Koyu‘nu öneriyorlar. Bu havada, kuzey rüzgarında, oldukça korunaklı olurmuş. Poyraz’a gün batımına doğru ulaşıyoruz. 1-1,5 saate yakın bir çömezlik uğraşı ile bağlanıyoruz. Nusret babamızın bu seyahatimiz öncesi alıp taktırdığı yeni ultra çapamız bir harika! Hemen ve sapasağlam tutuyor. Halatları bağlamak, botla uğraşmak uzun sürüyor ama sonuçta geceyi güvenli geçirmemizi sağlayacak şekilde bağlayabiliyoruz kendimizi. Yine de ilk gecemiz olduğundan emin olamayarak tedirginiz. Her ufacık seste fırlasak da sabah aynı noktada uyanıyoruz.

gokova-1

 

25 Ağustos Pazar

Deniz bir harika! Dün karmaşada farkına varamadık. Tamamen kayalık, ışıl ışıl akvaryum gibi bir koy burası. Tekne halkı derin uykuda. Ama yolumuz uzun. Hedefimiz Gökova‘yı çapraz geçerek güney yakada Yedi Adalar‘a ulaşmak. Saat 08:30′da yola koyuluyoruz. Rüzgar lehimize. Dümdüz bir apaz seyri ile saat 14:00 gibi Yedi Adalar’a giriyoruz. İlk hedefimiz Bekar Liman. Ama buradaki koylar çok geniş değil. Sezon olduğu için bol bol gulet de var tabi ki. Bir koya bir veya iki tekne ancak sığıyor. Vakitli gelmiş olmanın avantajıyla Uzun Liman‘ın dip tarafına Saklı Liman‘ın yan koyuna yerleşiyoruz. Dingi botu teknenin üzerinden suya indirirken Koray’ın elinden kaçıyor ama Alper tatil boyunca sürdüreceği bir çeviklikle hemen suya atlayıp yakalıyor. Derinlik 2 metre! Gece yine kontrollü geçecek. Koyun dibi kum/balçık. Deniz çok berrak değil o yüzden. Ama temiz tabi ki.

Cevdet’le Alper’in botla sınavı yine 1 saate yakın sürüyor. Muhteşem bir ikili oldular :) Cevdet’in botla karaya doğru son sürat gidişi ve kendi etrafında turları ile Alper’in elinde halatla akıntıda sürüklenişi görülmeye değerdi :) Akşamüstü kendimizi sabitledikten sonra deniz sefası yapıyoruz. Abur cuburlarımızla blush şaraplarımızı açıp bize özel manzaranın keyfine varıyoruz. Akşam yemeği yemeden bütün akşamı keyifle geçiriyoruz. Saat 10′a doğru Alper’in maç sevdasına yenik düşüyoruz. iPad’le Alper ve Cevdet’in maç akşamı başlıyor. Biz yorgunuz, erkenden yatıyoruz.

gokova-3

 

26 Ağustos Pazartesi

Günün açılışı yine hep birlikte denizde tabi ki. Sabah denizi ve kahvaltısı sonrası halatlarımızı toplayarak yola koyuluyoruz. Koydan çıktığımızda hava çok hafif. Yelken açmaya değmeyecek. Motorla hedefimiz Ballısu koyu.Sadun Boro‘nun yüzmek için tavsiye ettiği koylardan. Gerçekten denizi çok güzel gözüküyor. Burada öğle yemeği yiyeceğiz. Ama buzdolabı maalesef kendinden geçmiş durumda. Kapağını açmamızla bozuk kokunun bizi irkiltmesi bir oluyor. Öncelikle bir temizlik operasyonu yapmalıyız. Bozulanın ne olduğunu bulmak zor değil. Tavuk kanatlardan gelen keskin koku tüm dolaba yayılmış. Hepsi çöpe!

gokova-18

Alper ve Duygu beraber çöpleri ayıklıyorlar, sağlam tavuk kalmamış dolapta. Makarna ve köfte takviyesi ile yeni bir öğüne oturuyoruz. Havuzluktaki koltuğun altında muhafaza ettiğimiz çöpler burdan Karacasöğüt‘e olan yolculuğumuzda bile kokacak. Yemek öncesi ve sonrası denizin keyfini çıkarıyoruz. Açıkta serbest demirin etrafında salınıyor teknemiz. Çok geçmeden Karacasöğüt’e yollanıyoruz. Karacasöğüt, Gökova’nın güney yakasındaki en büyük yerleşim yeri. Sahil restoranı (05324367879) arayarak geleceğimizi söylemiştik. İskele boş, yardımla yanaşıyoruz. Geceleme ücreti 50TL. Üçüncü günde herkes duş ve karaya ayak basmanın hasretiyle dört bir yana dağılıyor. Gonca’yla Cevdet kahve içmeye, Duygu ve Koray deniz ve ardından duşa, Alper de öncelikle dondurmaya! Koyda bir başka büyük iskele daha var. Gökova Sailing Academy‘e ait (02524655147), sadece yelkenli tekne alıyor, geceliği 75 TL.

gokova-30

Karacasöğüt’ün denizi yüzmek için çok keyifli değil. Fakat koy oldukça korunaklı, tesisler pırıl pırıl. Kışın bile tekne barındırabiliyor. 6 ay 1000 Euro şeklinde fiyatlamışlar. Sahildeki kafede çay keyfi sonrası yemek soframızı kurmaya başlıyoruz. Bu arada yan tekne ile muhabbetimiz ilerliyor. Koray’ın hastalığı için ilaç alıyor, sonra biz onlara mürdüm eriğimizden ikram ediyoruz. Tabağımız geriye kavun dilimi ile geliyor. Kavunu gören beyler gaza gelerek marketten rakı alıyorlar. Bir bakıyoruz tam bir çilingir sofrası kuruvermişiz!

Yemek sonrası Duygu ve Cevdet uyuyakalıyorlar. Koray, Alper ve Gonca köyde kahve içmeye çıkıp gece keyfine devam ediyorlar.

gokova-50

 

27 Ağustos Salı

Uzun gecenin ve rakı sofrasının ardından günümüz biraz daha geç başlıyor. 08:00′i geçerek ancak uyanıyoruz. Sedir Adası‘nda yer kapmamız gerektiği için kahvaltı etmeden yola koyuluyoruz. Yolda kahvaltı niyetine meyve stokumuzu tüketerek Sedir Adası’na ulaşıyoruz. En ideal demir yeri, adanın kuzeye dogru çıkan burnunun doğusu. Vardığımızda bizim için bir yer olduğunu görüp manevraya başlıyoruz ama denizlerin minibüsçüsü sıfatını hakkıyla taşıyan guletçi bir amcamız resmen otoparkta yer kapan araba gibi önümüze giriveriyor. Cevdet azıcık ağız dalaşına girer gibi olsa da fazla uzatmadan kendimize yeni bir yer bulup kıçtankara oluveriyoruz, Alper ve Cevdet bu işte gittikçe uzmanlaşıyor :)  Demirlemeye müsait olan girintide kıçtankara olarak kendimizi sağlama alıyoruz. Artık kıçtankara konusunda gittikçe kendimize güvenimiz geldiği için tekneyi kilitleyerek kıyıya yüzüyoruz.

gokova-77

Kıyı şeridinden yürüyerek plaj girişine ulaşıyoruz. Ören yeri girişi 10TL. Buradan plaj ve tiyatronun olduğu bölgeye geçiyoruz. Kleopatra Plajı‘na kıyıdan yürüyoruz. Plaj özel koruma alanı. Özel kumlara giriş yasak, denize ayakkabıyla girilmiyor. Kumların şifalı olduğu efsanesi nedeniyle herkesin yüzünde, kollarında kumlar görmek mümkün. Su bembeyaz kumların etkisiyle turkuazın en güzel tonunda.

Sedir Adası - 3

Gonca ve Cevdet’le dönüşümlü olarak antik tiyatroyu geziyoruz. Ören yerinde uzun uzun vakit geçirdikten sonra tekneye dönüyoruz. Biz bu sefer denizden yüzerek tekneye gitmeye niyetleniyoruz. Gonca, Cevdet ve Alper ise kıyıdan Alper’in sonradan kafaladığı bir botla tekneye ulaşıyorlar. Tabi biz denizin içinde daha yolu yarılamamışken uzaktan birilerinin tekneye çıkarma yaptığını görünce tırsıyoruz, Koray “hey n’oluyor!” diye bağırıyor hatta, bizimkiler olduğunu algılamamız biraz zaman alıyor :)

gokova-96

Öğle yemeğinde Duygu’nun sosisleri ile doyuyoruz. Ketçap, mayonez ve hardal sosa banıp, yanında da Ruffles! Sedir Adası gece rüzgarına korunaklı olmadığı için geceyi geçirecek hedef belirlemeliyiz. Alternatifler Akbük ve Çamlık. Dingi motorunun benzini bittiği için iskelesi olan Akbük’ü tercih ediyoruz.

Doğa Camping (05369285912)’e telefon açıyoruz ve yer ayırtıyoruz. Güzel bir orsa seyri ile limana giriyoruz. Deniz muhteşem! Yanaşır yanaşmaz uzun bir deniz keyfi yapıyoruz. Deniz keyfinin arından yine kıyıda keşif gezisi. Akbük sahilinde market olarak Altaş Restoran‘da (02525291146) stok tazelenebilecek gibi gözüküyor. Hatta bot için benzin bile ayarlayabileceklerini söylüyorlar.

gokova-105

Akşam yemeğini Doğa Restoran‘da yiyeceğiz. Balık sorduğumuzda kocaman birer levrek sinarit öneriyorlar. Tercihimiz sinarit, öncesinde köpoğlu, beyaz peynir, kavun. Bir büyük rakıya Duygu, Koray ve Alper oturuyoruz. Gonca da tereyağında jumbo karides söylüyor. Sinarit tam anlamıyla muhteşem. Tadı damağımızda kalıyor. Gonca da karidesi beğendi. Cevdet sonradan katılıp kalamar söylüyor. Yanına da vişne votka. Garsonumuz çok kibar ve lezzetimize lezzet katmayı çok iyi beceriyor. Cevdet’e tuzlu limonlu votka öneriyor, biz söylemeden ortaya kocaman bir salata getiriyor. Her şeyden çok memnun kalıyoruz.

gokova-126

 

28 Ağustos Çarşamba

Sabah kahvaltı sonrası Altaş’a gidip benzin, domates, buz alıyoruz. Akşam Alper’in buradan aldığı baklavayı da beğenmiştik, evet, burada bile buldu baklavayı ve affetmedi :)
Stoklarımızı tamamlayıp yola koyuluyoruz. Akbük’ten çıkıp Akyaka‘ya yönleniyoruz. Rüzgar hafif içeriye girdikçe artıyor. 1 saatlik bir seyirle Akyaka’ya varıyoruz. Rengarenk kitesurflerin oluşturduğu rengarenk bir tablo karşılıyor bizi. Gökova Limanı, Sadun Boro’nun tarifiyle girişte iskelede kalıyor. Fakat daha limana yaklaşmadan derinlik o kadar azaldı ki girmeye cesaret edemiyoruz. 8-10 metrede demirleyip Cevdet’i botla karaya çıkartıyoruz.

gokova-139

Artık dönüş yolundayız. Gökova’nın kuzey ve güney yakaları arasında zikzak çizerek artan rüzgarı kullanıyoruz. Hedefimiz Okluk İngiliz limanı. Saat 17.00′yi geçerek giriş yapıyoruz. Koylar çok dolu. Kendimize Hırsız Koyu‘nda korunaklı bir yer bularak bağlanıyoruz. Alper Cevdet’in gidişinden sonra tek başına artık bu işin ustası oldu. Çapayı kıyıya yakın atmış olmaktan şüpheliyiz ama koy o kadar korunaklı ve sakin ki milim kımıldamıyoruz gece boyunca. Yemekte köfte ve makarna var. Kızlar şarap içiyor, erkeklerse iki gece önceki rakının kalanını bitiriyorlar. Yemek sonrası yıldızları seyretmek için biminiyi kaldırıyoruz. Koyda yanımızda guletler var. Çok sessiz olmasa da çok güzel bir gece.

gokova-150

 

29 Ağustos Perşembe

Sabah 09:00′a doğru kalkıp deniz sefamızı yapıyoruz. Koy gerçekten bir havuz kadar sakin, sıfır rüzgar sıfır akıntı. Kahvaltı sonrası fazla oyalanmadan yola çıkıyoruz. Bükün içi sakin ama dışarı çıkınca yelken açabileceğimiz kadar rüzgar buluyoruz. Hedefimiz kuzeybatı, rüzgâr batıdan esiyor. Orsa seyirle başlıyoruz yaklaşık 30 millik uzun seyrimize. Rüzgar şiddetini gittikçe artırıyor ve 25 kts hızlara ulaşıyor. Önce cenovaya camadan vurmayı deniyoruz, ama ya direğe sarmalı yelken olduğu için ya da biz düzgün saramadığımız için açıkken hiç işe yaramıyor ve direğe aşırı yük bindiriyor, biz de tamamen kapatıyoruz. Rüzgar o kadar güçlü ki sadece ana yelkenle bile bize 7 kts hız yaptırabiliyor. Ancak bir süre sonra orsa-tramola seyrinin bize fazla vakit kaybettirdiğine karar verip ana yelkeni de kapatıyor ve motorla seyre devam ediyoruz. Bu kararımızın ne kadar isabetli olduğunu rüzgar hızı 30′lara ulaştığında görüyoruz, zira yelkenleri zapt edemez hale gelirdik.

18:00′e doğru Alakışla koyuna ulaşıyoruz, bu da 7 saate yakın aralıksız bir seyir anlamına geliyor!! Dalgalı hava yüzünden tuvalet ihtiyacı gidermekte zorlanıyoruz. Ama daha da önemlisi yemek. Mutfakta yemek hazırlayabilecek durumda değiliz. Hazır yemek olarak ton balığı yeriz diye düşünmüştük ama onun konservesini açmak ve sandviç yapmak bile imkânsız bu şiddetli havada. Tek çaremiz galeta ve krem peynir oluyor. Bundan sonraki tekne tatillerimiz için kendimize not: gün içinde böyle aralıksız ve uzun seyirlerin sayısı minimum olacak şekilde planlama yapmalıyız ve mecburen yapacaklarımız için de en kolay yemeği, mesela sandviçleri önceden hazırlamalıyız.

gokova-172

Alakışla batı rüzgarına karşı korunaklı olmasına rağmen güçlü rüzgar içeri girmeyi başarıyor. Kıçtankara olduğumuz koyların ve gecelerin en rüzgârlısı diyebiliriz, ama bizim de en tecrübeli olduğumuz gün :) Kıyıda kısmen rahat yanaşabileceğimiz bir boşluk bulup tornistanla yaklaşıyoruz. Bu sefer çapamızı bayağı zamanlı atmayı başarıyoruz. Alper yine tek başına dingiye atlayıp rüzgar üstü taraftan halatımızı kıyıya götürüyor. Duygu dümende Alper?in işini kolaylaştırmaya çalışırken Gonca zincir başında çapayı kontrol ederek bize bilgi veriyor, Koray da Alper?in bağlayacağı halatın boşunu çekmek üzere hazır bekliyor. Alper kayaların üzerinde biraz kayıp düşmesine rağmen halatı sağlam bir kayaya bağlıyor ve böylelikle kendimizi rüzgara karşı sağlama almış oluyoruz. Diğer halatımızı da bağladıktan sonra gün batmadan hep birlikte denize giriyoruz. Duygu’nun tespiti doğru: kıyısı kayalık olan diğer koylar gibi buranın da denizi harika gözüküyor. Üşüyene kadar suda takılıyor, sonra çıkıp hızlıca son akşam yemeğimizi hazırlıyoruz. Artık elimizde kalan son malzemeleri kullandığımız için en iyi yemeğimiz olduğu söylenemez ama ortamımız harika, keyfimiz yerinde. Gündüzki upuzun ve bol rüzgârlı seyirden dolayı herkes biraz sersemlemiş vaziyette, çok gece kalmadan yataklarımıza yöneliyoruz.

gokova-189

 

30 Ağustos Cuma

Son günümüzün sabahında önceki günlerin alışkanlığıyla yine çok geçe kalmadan uyanıyoruz ve Alakışla’nın berrak suyunda yüzümüzü yıkamak için denize giriyoruz. Tüpümüz maalesef son günü çıkaramıyor, yedek tüp de boşmuş, demek ki çıkmadan önce dolu olduğundan emin olmamız gerekiyor. Sonuç olarak peynir zeytinle kahvaltımızı ediveriyoruz. Bugün de dünkü gibi uzun aralıksız bir seyir yapacağımız için öğlen yemeğimizi hazırlamayı ihmal etmiyoruz. Sandviç ekmeğine ton balığı hardal ve mayonez. İyice sarıp dolaba yerleştiriyoruz.

ve Koray’ın kaleminden işte o anlar…

10:30 gibi yola çıktığımızda 15 kts civarlarında güzel bir rüzgârımız var, Bodrum?a doğru orsa seyriyle yola koyuluyoruz. Geniş tramolalarımız sebebiyle mesafe kat etmekte zorlanıyoruz. Karaada civarına geldiğimizde dışından dolaşmanın daha kısa bir yol olacağına karar verip öyle yapıyoruz. Bu arada rüzgar yine öğleden sonra şiddetini artırıyor ve 20 kts’nin üzerine çıkıyor. Karaada hizasını geçip Akyarlar‘ı hedeflediğimiz sıralarda rüzgar artık 25 kts’a ulaşmış, dalgalar da bir hayli yükselmiş durumda, tekne bayağı sarsılıyor. Artık yelkenleri toplamanın zamanıdır diye düşünerek Alper?i içeri Duygu’yu kaldırmaya gönderiyorum, kendisi bir süre önce kestirmek üzere kamaraya girmişti çünkü. Biran önce yelkenleri sarmaya koyuluyoruz ama rüzgar çok hızlı bir şekilde şiddetleniyor ve kısa zamanda 30 kts’i aşıyor! Duygu dümene geçiyor ve ben Alper ve Gonca cenovayı toplamaya uğraşıyoruz. Güçlü rüzgar yüzünden bir hayli zor oluyor ve ben tüm gücümle vince asılıyorum. Sonlara doğru Alper yer değiştirmeyi önerince vinci ona bırakıyorum ancak Alper başına geçer geçmez cenovayı toplamaya yarayan halat fırlayıp boşa çıkıyor ve yelken tamamen geri açılıyor. Biz halatın koptuğunu sanıyoruz ancak daha sonradan öğrendiğimize göre, şiddetli rüzgar yüzünden kırışık topladığımız için yelkenin sarılması tam bitmeden halat sonuna geliyor ve biz asılmaya devam edince de furlex aletin içinde halatın ucunun bağlı olduğu plastik parça kopuyor. Sonuç olarak cenovayı toplamak artık imkansız. Bu sırada dalga yüksekliği ve rüzgar iyice artmış durumda ve tekneyi aşıp üzerimize ulaşan dalgalar bizi sanki yağmur altındaymışızcasına sırılsıklam ediyor. Üstelik deniz suyu gözlerimizi feci yakıyor. Ben bu sırada, bari ana yelkeni toplayalım, cenovayı sonra düşünürüz diyerek onun halatına elimi atıyorum ama bir bakıyorum ki halat boşa geliyor. Meğer o hengamede ana direk üzerinde yelkeni sarmaya yarayan göbekten çıkıvermiş halat. Yani iki yelkeni de toplayamaz haldeyiz! Hem cenova hem de ana yelken ıskotalarını serbest bırakıp ne yapacağımı bilemez halde Hüdayi Kaptanı arıyorum. Her iki yelkeni de mandarlarından boşlayıp tekne içine toplamamı söylüyor. Nasıl olur da düşünemem bunu! Ancak rüzgar tekneyi feci sallıyor ve biz bu halde Alper?le ön tarafa gidip yelkenlerle uğraşmayı göze alamıyoruz. Zira özellikle ıskotaları serbest bulunan cenova deli divane gibi savruluyor ve ciddi tehlike oluşturuyor. Dolayısıyla mandarları boşlamak için önce kıyıya yanaşmaya karar veriyoruz çünkü rüzgarın orada kısmen de olsa etkisini yitireceğini varsayıyoruz. Bu karar bize en az 20 dakikaya mal oluyor ve bu sırada yelkenler zarar görüyor. Kısmen korunaklı ufak bir koya yanaştığımızda Alper?le ana direk dibine koşuyor ve cenova mandarını serbest bırakıyoruz. Ancak Duygu dümende bizi olabildiğince koy içinde tutmaya çalışmasına rağmen aşırı şiddetli rüzgarın sağanaklarına sık sık maruz kalıyoruz ve yelkeni indirmek pek kolay olmuyor. Hatta bu uğraşlar sırasında Alper cenovayı toplamak için kolları arasında tutmaya çalışırken yelkenle birlikte havalanıyor bir ara :) Bu sırada rüzgar, zaten çok sağlam durmayan biminiyi de dağıtıyor ve demirlerinden birini neredeyse Duygu’nun üzerine fırlatıyor. Gonca ve Duygu uçan biminiyle demirlerini çığlıklar içinde zapt etmeye çalışırken cenovayla uğraşmayı bırakıp onlara doğru koşturuyorum ve neredeyse denize uçmak üzere olan demirlerden birini son anda yakalayıp kabine sokuveriyorum. Sonra Alper de geliyor ve biminiden arta kalanı güvenli bir şekilde bağlıyoruz. Sığındığımız ve toparlamaya çırpındığımız koyda, içinde göbek atan insanlarla dolu bir tur teknesi geçip gidiyor yanımızdan bu sırada, ne absürt! Sonra başa gidip cenovayı indirmeyi başarıyoruz ve hemen ana yelken mandarına yöneliyoruz ama o da ne, bizi yine kötü bir sürpriz bekliyor: Mandarı tutan spinlocker’in ucu kırık! Hemen tekrar Hüdayi’yi arıyorum ve mandarı kesmeli miyim diye soruyorum. Öncelikle halatı bir vince dolayarak iyice germemi söylüyor. Böylelikle kilit kendiliğinden gevşer ve bir tornavida yardımıyla tamamen açabilirmişim. Gerçekten öyle oluyor ve ana yelken mandarını da boşlamayı başarıyoruz. Alelacele onu da içeri aldıktan sonra motorla Turgutreis’e yöneliyoruz.

Yelkenler indi..

Rüzgarın şiddetlenmesiyle birlikte yelkenleri toplama kararını vereli neredeyse 1 saat geçmiş ve biz bu süre boyunca denizcilik hayatımızın en sıkıntılı olayını atlatmak için tüm gücümüzle savaşmış durumdayız. Yorgunluktan bitap düşmüşüz ve kollarımız, bacaklarımız iflasın eşiğinde. Gonca bir ara korkuyla içeri girip can yeleğini giymiş ve hatta bizimkileri de getirmiş, her şeyi halledip endişe ve heyecanımızı bastırdıktan sonra sinirli gülüşmeler eşliğinde hatıra fotoğrafı bile çektirmeyi akıl ediyoruz.

yeleklerimizle mutluyuz - 2

Tekne ve biz perişan durumdayız ancak hemen yaşadıklarımızdan dersler çıkarmaya başlayıp nerede neyi yanlış yaptığımızı konuşuyoruz. Belki yelkenleri toplamaya daha erken başlayabilirdik. Belki cenova furlex’ini kıracak kadar güç uygulamadan önce neyi zorladığımıza bakabilirdik. Belki mandarları boşlamayı zamanında akıl edip daha hızlı hareket edebilirdik. Belki belki belki… Ama gerçek olan tek şey, son derece tehlikeli olan ve çok kötü sonuçlanabilecek bir durumdan yara almadan çıkabilmiş olmamız. Bunu başarmamızdaki en büyük etken, kriz anında hepimizin soğukkanlılığını koruyabilmiş olması. Tekne ve yelkenler zarar görmüş olabilir ama biz sağlamız ve hepimiz için paha biçilmez bir tecrübe oldu bu yaşadıklarımız. Marinaya yanaştığımızda yaşadığımız hisler arasında artan özgüvenimizi de duyumsuyoruz, zira bizi öldürmeyen şey daha güçlü kılar!

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>