"Gümüş"lük
© 2014 . All rights reserved.

Gümüş Rengi Balıklar


17-19 Mayıs 2014. Bodrum.

16 Mayıs Cuma

Akşam 21:40 uçağıyla Sabiha Gökçen’den Bodrum‘a havalanıyoruz. Uçak havaalanındaki kalabalığın da etkisiyle olacak rötarlı olarak 22:00′de kalkıyor.

Bodrum’a inince de Turgutreis‘e ulaşmak için çok yolumuz var. Sezon dışı olması nedeniyle bu saatte Turgutreis dolmuşlarının bitmesi mümkün. Neyse ki 00.30′taki dolmuşa yetişiyoruz Bodrum’a ulaşınca. 45 dakikalık yolculuk sonrası da Turgutreis’e D-marin‘deki teknemize ulaşıyoruz. Kamaralara çarşafları serip yol yorgunluğuyla uykuya dalıyoruz.

17 Mayıs Cumartesi

bir sürü direk

Sabah Hüdayi kaptan gelip teknede bakım sırasında yapılan yenilemeleri anlatıp tekneyi bize teslim ediyor. Sonrasında kahvaltı ve 3 günlük tekne alışverişi için marinadan çıkıyoruz. Fırından börek ve tekne için ekmek alıp çayevinde çayımızla yiyoruz. Sonrasında ekmeği çok beğeneceğiz fakat börekler iyi değil maalesef.

Tansaş alışverişimizi de 3 günlük plana göre yapıp tekneye yerleştikten sonra marinadan çıkıyoruz. Bugünkü planımız biraz yelken yapıp Çatal Adası’nda demir atıp çok geç olmadan Gümüşlük‘e giderek orada gecelemek. Yelkenlerimizi açıp Çatal Adası‘na vardığımızda bizi bir süpriz bekliyor. Çapa zincir ırgatımız çalışmıyor! Elektronik aksamda bir problem var gibi duruyor. Hüdayi kaptanı arayıp mecburen marinaya geri dönüyoruz demir atamadığımız için. Irgatın motorunda bir problem var, yaklaşık 1-2 saat yapılmasını beklerken marinada öğlen atıştırması yapıyoruz La Vache Qui Rit ve Nutella’yla :) Irgat yapılır yapılmaz da Gümüşlük‘e doğru yola çıkıyoruz.

Gümüşlük, Turgutreis’ten motorla yaklaşık yarım saat sürüyor. Koya girdiğimizde bir kaç teknenin alargada demirlediğini görüp cesaretleniyoruz. Teknemizi iki motoryat arasına paralel olmasına uğraşarak demirliyoruz sonunda. Rüzgar denizden karaya esiyor. Zemin çapa tutuyor. Kıyı boyunca uzanan balık restoranlarından ismini okuyabildiklerimize telefon açıyoruz. En son kararı Karafaki Restoran‘dan yana veriyoruz, yarım saat sonra gelip botla bizi tekneden alıyorlar.

Karafaki Restoran’da Gümüşlük’ün harika gün batımının önünde denize sıfır güzel bir masaya yerleşiyoruz. Burası Karafaki’nin denizden bakınca sol taraftaki dükkanı. Bir de ortalarda yer alan asıl yeri var. Ama bizim geldiğimiz daha güzel geliyor gözümüze :) Bir kaç çeşit meze ile birlikte ara sıcak olarak kalamar ızgara tercih ediyoruz. Ana yemek olarak da kocaman bir lagos seçiyoruz. Mezeler ortanın üzerinde güzellikte, kalamar ve balık ise oldukça iyi pişirilmiş. Ayrıca mekanın servis kalitesi ve ilgisine de diyecek yok. Mekanın en ilginç kısmı ise tuvalet. Lavaboların etrafından canlı çiçekler dolaşıyor, tuvaletin içinde bile rengarenk güzelim kokulu bir çiçek bahçesi var resmen. Yemek sonrası ise süpriz bir tatlı geliyor. Bohça böreği içerisinde fırınlanmış peynirli tahin. Güzel yemeğimize özel bir son nokta oluyor.

Yemek sonrası biraz yürüyüşe çıkıyoruz. Sahilin öbür yakasına doğru yürüdüğümüzde Gümüşlük’ün sosyete mekanı olduğunu tahmin ettiğimiz şık bir restorandan geriye dönüp dükkanlara doğru yöneliyoruz. Sıra dondurmaya geldi! Oldukça lezzettli, mis gibi bir dondurma keşfettik Gümüşlükte. Restoranları dik kesen dükkanların olduğu ara sokağın hemen başında…

Geç saatlere kadar Gümüşlük’ün tadını çıkarıp yorgunlukla tekneye dönüyoruz..

 

18 Mayıs Pazar

Sabah 8:00 gibi koyun sessizliğine uyanıyoruz. Keyifli kahvaltımızı yaptıktan sonra birkaç ihtiyaç için  Koray, Korgün ve Özge botla kıyıya gidiyorlar, Duygu da güneşe oturup çay keyfini yaparak teknenin etrafında dolaşan gümüş renkli balıkları izliyor. Bu arada diğer üçlü ise Karafaki Restoran’ın tuvaletini kullandıktan sonra sabah kahvelerini yine burada içiyorlar, hem de müesseseden. Özge tezgahlardan birinden sarı erik marmeladı alıyor, çok lezzetli bir şey.

Tekrar teknede toplaştıktan sonra güneşin çekiciliği ile deniz açılışını yapmaya karar veriyoruz. Su soğuk ama güzel, güneşin ısıttığı bu öğle saatinde bize iyi geliyor. Rüzgar biraz serin esse de nihayet suya girebilmiş olmaktan mutluyuz.

Deniz keyfi de bitince yavaştan toparlanıp bir sonraki durağımıza doğru yola çıkma vakti geliyor. Ama bizi yine bir süpriz bekliyor. Irgatın yukarı çekme modu çalışmıyor bu sefer de! Zincire halat bağlayıp vinçle çekmeye çalışırken yanımıza sabah yanaşmış olan katamaranın Avustralya’lı kaptanı botuna atlayıp yardıma geliyor. Koray’la beraber zincire asılarak demiri elle toplayıp tekneye alıyorlar. Bu olayın üzerine ırgat motorunun şarj olması için motoru çalıştırıp bir süre motorla gitmeye karar veriyoruz. Tekrar demir atmamız riskli olursa da akşam Turgutreis’e marinaya döneceğiz.

Hedefimiz Bodrum’un kuzeyindeki Karaincir Koyu. Yol boyu ırgatı çalıştırmaya çalışıyoruz ama bana mısın demiyor. Gece geri döneceğimizi planlayarak rüzgar da olmadığı için yelken açmayıp motorla ilerliyoruz. Bu arada öğle yemeğimizi de Özge’nin yaptığı enfes körili tavuk ve makarnayla yolda yiyoruz. Karaincir’e vardığımızda teknelerin bağlandığı tonozları görmek bizi sevindiriyor. Zincir atmamıza gerek kalmadan koyda geceleyebileceğiz. Kayıkla restorandan gelen yardımı geri çevirmeyerek tonozlardan birine bağlanıyoruz.

Güneş gitmeden hemen bir deniz keyfi daha yapıp Karaincir’in soğukluğuyla meşhur suyuna atlıyoruz. Kısa sürse de yine keyifli tabi ki. Suda yine bol bol gümüş renkli balıklardan var. Bayatlayan ekmeklerimizle onlara bir akşam ziyafeti çektik diyebiliriz.

 

Akşam yemeğini teknede yiyeceğiz ama sabah kahvaltı veya sonrasında kahveye karaya çıkabiliriz yine. Öğle yemeğini geç yediğimiz için hemen yemek yemek yerine Blush ve kuruyemişle gün batımı keyfi yapıyoruz.

Acıktığımızda saat neredeyse 9. Tavuğun kalanının yanına 1 kutu da köfte ilave edip, soğuyan hava yüzünden içeride yiyoruz. Yemek sonrası biraz dışarıda otursak da bu gece en soğuk gecemiz.

 

19 Mayıs Pazartesi

Sabah herkesten önce kalkan Koray tek başına denize giriyor. Hava rüzgarsız, deniz sakin. Usul usul yüzüp etrafı seyrederken geri dönüp tekneye baktığında bir gariplik seziyor. Teknenin bağlı olduğu karaya daha yakın olan sarı renkli tonoz, bir arka sırada duran turuncu tonozların hizasında gibi. Acaba uzaktan baktığı için açı mı şaşırtıyor diye düşünüyor ama biraz daha izledikten sonra teknenin yavaş yavaş açığa doğru süzüldüğünü farkediyor! Neyse ki deniz bir göl kadar sakin ki tekne fazla sürüklenmeden yüzerek yetişip geri çıkıyor. Tabi çıkar çıkmaz heyecanlı bir şekilde diğerlerini uyandırıyor, hepsi fırlıyor yataklarından panikle. Tonozun dibe bağlı olduğu zincir muhtemelen çürüdüğü için kopuvermiş ve bizi boşa çıkarmış. Belli ki geçen sezondan veya hatta daha da öncekilerden kalma, hiç bakım yapılmamış. Allahtan gece başımıza gelmedi de Karaincir’in açıklarındaki kayalığa sürüklenmedik karadan denize esen rüzgarın etkisiyle. Tam zamanında müdahale ederek tekrar koya yanaşıp diğer tonozlardan birisine tekneyi tekrar sabitliyoruz. Tabi bu koşullar altında tekneyi bırakıp karaya çıkmamız mümkün değil. Kahvaltımızı yine teknede ve sürekli tetikte olacak şekilde yapıyoruz. Hava bugün kapalı, rüzgarsa fazla serin esiyor, denize girmek zor.

Kahvaltı sonrası toparlanıp Akvaryum Koyu‘na uğrayarak Turgutreis’e dönmeye karar veriyoruz. Akvaryum’a vardığımızda 8-10 teknenin demirlemiş olduğunu görüyoruz. Demir atmaya cesaretimiz yok, hava da serin, fazla oyalanmadan tatilimizi burada noktalayarak yelkenlerimizi açıp Turgutreis‘e yollanıyoruz. Güzel rüzgarın sayesinde tam 3 saatlik bir yolculukla Turgutreis marinaya giriş yapıyoruz.

Vakitlice duşumuzu alıyor, Korgün ve Özge’yle vedalaşıp Bodrum dolmuşuna biniyoruz. Erken dönmenin verdiği rahatlıkla, kalan 1 saatlik vaktimize hızlı bir Marmara Balık macerası sıkıştırmaya karar veriyoruz. Bu güzel tatili Bodrum’daki en sevdiğimiz keyif mekanında bir yemekle taçlandırmayı başarıyoruz. Hatta biraz fazla keyiflenmiş olabiliriz, şöyle ki, kısıtlı zamanımıza aldırmayıp sanki bütün akşamımız varmışçasına bir 50′lik rakı, 2-3 meze, ızgara ahtapot, üstüne de kocaman bir lagos söylüyoruz. Kızarmış ekmeklerimizi masaya getiren garson bizi uyarma ihtiyacı bile hissediyor: “ekmekten çok yemeyin, balığı biraz büyük almışsınız…” :) Ne tatlı bir samimiyet :) Bir gözümüz saatte, bir gözümüz masadaki güzelliklerde, önümüzde ne varsa hapur hupur süpürüp havaalanı servisine de zamanında yetişmeyi başarıyoruz.

Güle güle Bodrum, her mevsimde olduğu gibi ilkbaharda da güzelsin…

 

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>