© 2011 Koray. All rights reserved.

Kısa bir sonbahar gezisi


30 Ekim 2011 Pazar.
İğneada, Kırklareli.

Bu Pazar ilk defa Roche Fotoğraf Kulübü ile yollardayım. 2011-2012 döneminin ilk gezisini yapmak için elimizi çabuk tutuyor ve hem bizlerin hem de hocamız Kamil Fırat‘ın ilk müsait günü olan bugün İğneada yollarına düşmeye karar veriyoruz. Bu acele karar, hava durumunu kontrol etmeyi ihmal ettirmiş anlaşılan, çünkü bulutlar güneşin kendini gösterebileceği en ufak bir boşluk bile bırakmayacak şekilde kaplamış tüm gökyüzünü, yani fotoğraf için en önemli şey eksik, ışık!

Yolumuz Istranca Dağları‘ndan geçiyor. Sonbahar buradaki bitki örtüsüne çok güzel renkler getirmiş. Her ağaç, sonbaharın soğuğuna farklı tepkiler verip yeşil, sarı, kahverengi ve kırmızının tonları arasından kendi özel rengini seçmiş gibi. Ama dedik ya güneşsisiz bugün, o yüzden gökyüzünün mavisini de barındıran etkileyici sonbahar sahneleri çekmekten aciz kalıyorum. Ben de telefoto lensimi kullanarak detay kovalamaya koyuluyorum.

Dağ yollarında yeterince oyalandıktan sonra İğneada‘ya devam ediyoruz. Öğlen saatlerinde oraya vardığımızda, yeni başlayan av mevsiminin refahını yaşayan ufak bir balıkçı köyüyle karşılaşıyorum. İnsanların keyfi yerinde gibi. Belli ki sabahın çok erken saatlerinde o günkü asıl işlerini bitirmişler. Şimdiyse ağları onaran birkaçı dışında çoğu sağda solda muhabbet ederek rahat bir şekilde zaman geçirmekte. Hatta sokak köpekleri bile hallerinden yeterince memnun gibi. Ama gri bulutlar ortamı o kadar renksiz bırakıyor ki, normalde bol malzeme dolu olacak bu yerde makinemi çantasından bile çıkartasım gelmiyor.

Köyün merkezi sayılabilecek bu ufak balıkçı limanını terkettikten sonra İğneada’nın sahillerini arşınlamaya başlıyoruz. Ama sahilleri gerçekten boydan boya yürüyerek dolaşıyoruz! Meğer huyunu suyunu henüz yeni tanımaya başladığım hocamızın sahillere, özellikle böylesi terkedilmiş sahillere özel bir ilgisi varmış. Yaz aylarında Trakya halkının gözde tatil mekanlarından olduğu belli olan İğneada kumsallarında şu anda in cin top oynuyor, biz çılgın fotoğrafçılarsa daha ilginçtir, fotoğraf çekiyoruz!

Neyse, dedim ya terkedilmiş kumsal, dolayısıyla yazdan kalma çerçöpü, eşyayı ve çeşit çeşit midye kabuğunu fotoğraflıyoruz. Ben de bu vesileyle cancağızım 70-200 lensimle bayağı deneysel işlere imza atıyorum. Bakarsınız yeni tanıştığım bu fotoğraf üstadının şu anda pek bir garipsediğim yaklaşımı bana yeni ufuklar açar, yeni tarzlara doğru deklanşör patlatmaya başlarım..

Yorum izleyenlerin…

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.