© 2019 Duygu. All rights reserved.

Koyunpınarlar Datça’ya geri dönüyor!


10 Ağustos Cumartesi

Planımıza göre bugün Bodrum’dan Datça’ya doğru gezimize başlayacaktık. Fakat sabahki kısa hastane turu ve tekneye geç yerleşince günübirlik Akvaryum Koyu‘na gidip geceyi teknede Bodrum Marina‘da geçirmeye karar veriyoruz. Akvaryum’da malesef gözümüzün önünde talihsiz bir kazaya şahit oluyoruz. Alargada dururken yan teknenin denizde yüzen sakinlerinin bağrışlarıyla ne oluyor diye baktığımızda bir sürat teknesinin denizde yüzen bir kadının ayaklarının üzerinden hızla geçtiğini anlıyoruz. Ters ışığın kurbanı oluyor malesef ve çok kan kaybediyor. Hemen ambulans çağrılıyor ve almaya gelip hastahaneye götürülüyor. Nusret babayı gece şahitlik için çağırıyorlar. Ancak gece yarısı ameliyata alınabilmiş ve ayakları kötü durumdaymış 🙁 Her ne kadar tüm suç sürat motorunda olsa da, yüzerken tekneden çok uzaklaşmamak gerektiğini bir kez daha kazıyoruz aklımıza.

Akşam, Bodrum Marina’da öğlen için hazırlanan köftelerimizin yanında Korgün’ün müthiş piyazını yiyip Bitez dondurmacısını ziyaret ediyoruz. Sonrasında Eda, babaanne ve dedesiyle tekneye uyumaya dönüyor, biz de Korgün, Koray ve Duygu olarak geleneksel Kule Rock Bar ziyaretimizi yapıyoruz. Geceyi erken bitiriyoruz çünkü yarın sabah erkenden gün doğarken Datça’ya doğru yola çıkacağız..

11 Ağustos Pazar

Gün doğumunda kalkan Koray kaptan, babası Nusret kaptanla birlikte tüm ekip uyurken bizi erkenden yola çıkartıyorlar. Gözlerimizi açtığımızda Gökova Körfezi‘ni boylu boyunca geçmiş, Knidos açıklarına gelmişiz bile. Bu fırsattan yararlanan Koray ve Nusret kaptanlar ilk durağımız olacak olan Knidos’tan vazgeçip bizi Palamutbükü’ne götürmeye karar vermişler. 1 saat daha yolumuz var. Fakat birlikte uyuyan Eda & Ülkü ikilisi kendilerini deniz tutmuş bir şekilde kusarak fırlıyorlar yataktan. Bu 1 saatlik uyanık yolculuk açık havaya çıkınca bile zor geliyor onlara.

Palamutbükü’ne vardığımızda ise bu yolculuğa değdiğini görüyoruz. Pırıl pırıl çakıl taşı bir sahil bizi bekliyor. Palamutbükü iskelede belediye barınağına bağlanma 70 TL. Su elektrik dahil. Görevli var ve bizi karşılıyor.

Sahilde hızlı bir araştırmadan sonra Müdavim Şef isimli mekana konuşlanmaya karar veriyoruz. Hem sahilde şezlongları ve şemsiyeleri var, hem de arkada güzel gözüken bir restoranı. Akşam yemeğini de burada yiyeceğiz, duş ve tuvaletleri kullanacak şekilde sahilde şezlonglara yerleşiyoruz.

Eda buraya bayılıyor. Gün boyu deniz-duş-kuru mayo-meyve/meyve suyu- deniz-duş…. diye dönüp duruyor 🙂

Akşam yemeğimiz çok güzel. Nusret Bey bonfilesinden, Ülkü Hanım çöp şişten, Koray, Duygu ve Korgün de balıklarından çok memnun kalıyorlar. Eda Hanım da makarna ve babaannesinin çöp şişinden:) Korgün ve Duygu’nun içtiği birer kadeh rakı da dahil toplam 650 TL hesap ödüyoruz. Servis mükemmeldi.

Yemek sonrası Palamutbükü sahilde bir yürüyüş, Tekin Usta’dan keçi sütü doğal dondurma ve yatış 🙂

12 Ağustos Pazartesi

Sabah Artık Eda Hanım da tekne gezilerinin olmazsa olmazı sabah denizine katılıyor. Çekirdek Koyunpınarlar olarak yüzümüzü denizde yıkıyoruz. Sonrasında Korgün Şef ve Ülkü Hanım’ın muazzam kahvaltısı üzerine öğlene kadar yeniden deniz keyfi.

Öğle yemeğinde Korgün Şef’in mükemmel mantarlı tavuk dürümü ile karnımızı doyurup Datça’ya doğru yola çıkıyoruz. Eda’yla Duygu uyurken yapılan kısa bir araştırmayla yüzme keyfinin yetersiz olacağı düşüncesiyle rota Hayıt Bükü’ne çevriliyor.

Hayıt Bükü’ne 2012 yazında gelmiştik en son. Sahilin ortasındaki büyük T-iskele yıkılmış, yeniden de yapan olmamış. Koyun girişine bu sene yeni tahta iskele yapmışlar ki tekneler serpintileri aşıp baglanabilsin diye. Bağlanma 60 TL, elektrik alırsan +15, su alırsan +15 daha. Suyumuz tam olduğundan yalnızca elektrik alıyoruz. Buzdolabının yükü ağır. Rotamızı hazırlarken büyük yardım aldığımız www.coastguideofturkey.com sitesinden ismini not ettiğimiz Mehmet Ali Kaptan’ın telefonuna ulaşıyoruz. Buraya daha önceki gelişimizde yemek yediğimiz restoranın sahibiymiş kendisi. 20 yıl önce geçirdiği bir kazadan sonra tekerlekli sandalyede kalmış. Bütün misafirperverligiyle kahveye davet ediyor bizi.

İşletmesi değişen restoranın adı Pepper Restaurant olmuş. Akşam için kendilerinden 2 kiloluk güzel bir bir lağos balığına talip olup yerimizi ayırtıyoruz. Sonra sahile yerlesiyoruz.

Önceki ziyaretimizde bembeyaz diye not ettiğim kumlar 7 sene sonrasında simsiyah:) Ama sahil sığ ve sıcak. Eda burayı çok seviyor. Uzun uzun oynuyor suda. Sonra teknede hazırlanıp yemeğe geçiyoruz. Lagosu fırında sebzeli harika bir buğulama olarak servis ediyorlar. Eda’ya da pilav ve yoğurt geliyor ayrıca ama bugün iştahı yok. Restoranın bahçesindeki ağaca asılı salıncakta vakit geçirmeyi tercih ediyor. Sonra babaannesiyle yatmaya gidiyor. Biz de arkalarından sahilde kısa bir yürüyüş yapıp vakitlice yatıyoruz.

13 Ağustos Salı

Sabah kahvaltımızı yine teknede yapıp Eda’ya biraz sahil keyfi yaptırıyoruz. Bugünkü karar öğle yemeğini yemeden önce yola çıkıp İnce Burun’da sabitlenmek. Eğer seversek geceyi de orada geçirmek. Yol 1 saat sürüyor. Biraz sersemletici. Korgün bu sabah hasta uyandı, o yüzden tüm gün dinlenişte. Rüzgar da olmayınca yelken açmaya yeltenmiyoruz.

İnce Burun‘un arkasına dolanınca aradaki girintiden epey rüzgar aldığını görüyoruz. Korunaklı bir yere kıçtan kara yapmak Koray’la Duygu’yu 1 saat uğraştırıyor. Kayalar bayağı keskin, Koray’ın elleri biraz yüzülüyor.

Sabitlenmeyi başarsak da bugün ekipteki hastalıkların artması ve rüzgarın sersemletici etkisiyle birleşince çok keyifli olmuyor. Bu rüzgârda gece burada barınamayacagimizi anlayıp Palamutbükü’ne dönmeye karar veriyoruz.

Dönüş yolunda da yine epeyce sallanarak 1,5 saatte Palamutbükü’ne yeniden giriş yapıyoruz. Geç bir deniz keyfi ve Ali’s Cafe’de geç bir yemek. Yemekleri sıradan ama deniz kenarında güzel manzaralı bir mekan. Sonra Korgün, Duygu ve Koray son bir akşam dondurma keyfi yapıyorlar. Eda da babaanne ve dedesiyle oyun ve yatmaca.

14 Ağustos Çarşamba

Güne yine Palamutbükü’nün güzel sahilinde başlıyoruz. Fakat bugün hava daha rüzgârlı, deniz de biraz dalgalı. Saat 11’e kadar deniz keyfi yaptıktan sonra toplanıp yola koyuluyoruz. Artık Bodrum’a yaklaşmamız lazım. Hedef Knidos. Rüzgarın da yardımıyla yelkenli bir seyirle 14’te Knidos limana giriş yapıyoruz. Tahta iskelede elektrik var, su da akşamları verilebiliyormus. Bağlantı ücreti her şey dahil 80 TL. Girişte biraz manevra yapmakta zorlanıyoruz. İskeleye bordalamamiz lazım. Kendi teknesinden endişelenen İtalyan bir kaptan atlayıp bize yardım ediyor 🙂

Knidos‘un denizi inanılmaz güzel. Hatta bir caretta caretta‘ya ev sahipliği bile yapıyor 🙂 Antik şehrin ticari limanına kurulmuş olan iskele, yanlara bordalı ve ucuna demir atmalı şekilde yaklaşık 10 tekne alabiliyor. Tek bir restoran var. Bu tekelin avantajı fiyatlara yansımış durumda. Palamutbükü’nde 50 TL olan karides güveç 70 TL. Levrek kilo 150’den 200’e çıkmış durumda. Et ızgaralar 70-80tl bandında.

Yine de yediğimiz her şeyden memnun kalıyoruz. Eda kendine bir arkadaş bile buluyor, yemek sonrası güzelce eğleniyor 🙂

15 Ağustos Perşembe

Sabah erkenden iskeleye yanaşan balıkçılardan tam 2 kilo Datça bölgesinin yerel balığı Iskaroz ile çıkageliyor Nusret Baba. Akşama ziyafet var! Bugünümüz Knidos’un muhteşem denizinde yüzerek, güvertede güneşlenip Eda’yla oyunlar oynayarak geçiyor. Deniz kenarında, sahilde kendine sürekli yeni arkadaşlar bulan Eda, oynamaktan bitap düşmüş bir şekilde öğle uykusuna “siz gidin, ben kendim uyuyacağım” diyerek bizi odadan kovalıyor ve kendisi yatıyor! Tarihte bir ilk 🙂 Biz de o uyurken güvertede Korgün’ün lezzetli ellerinden harika bir bulgur pilavının tadını çıkartıyoruz.

Akşamüstü Koray ve Nusret baba ören yerindeki antik kenti gezmeye çıkıyorlar. Koray tabiki harika fotoğraflarla geri dönüyor.

Akşam yemeği için Duygu’nun fırında patatesle pişirdiği iskarozları, Korgün’ün harika salatasıyla birlikte mideye indiriyoruz. Dolunay harika. Sahilde özellikle izlemeye gelenler var. Tatilimizi bu güzel ayışığı akşamında sonlandırıyoruz.

16 Ağustos Cuma

Bugünkü planımız Knidos’tan Bodruma’a dönüş. Akşam yaptığımız oylama sonucunda burnu dönüp Mersincik Limanı‘nda biraz vakit geçirip dinlendikten sonra 4 saatlik Gökova’yı aşağıdan yukarıya geçecegimiz yolculukla sonlandırmaya karar verildi.

Biz Koray ve Duygu sabah 6’da kalkıp herkes uyurken onları Mersincik’e taşıyacağız. Tabi ki Nusret baba da ayakta 🙂

1,5 saatlik yolculuktan sonra Mersincik’e yanaşmamızla birlikte herkes uyanıyor. Kahvaltımızı bu muhteşem koyda kıçtan kara bağlandıktan sonra yapıyoruz.

Öğle yemeğine kadar denizde vakit geçirdikten sonra ton balıklı makarnalarımızı da yiyip yeniden Bodrum’a doğru yola çıkıyoruz. Bodrum’a girişimiz saat 17.30 sulari. Ama her zamanki gibi tekneyi toplamamız, duşlar vs. derken marinadan saat 20.00’de ancak çıkabiliyoruz. Akşam yemeğimizi Bodrum Marina’daki Bistro Marina ocakbaşında son derece lezzetli kebaplarla tamamlıyoruz.

Daha fazla

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.