Marsilya (11)
© 2016 Duygu. All rights reserved.

Mis Kokulu Sabunların Başkenti Marsilya


 

22 Eylül 2014, Pazartesi

Pazartesi günü başlayacak olan NFC etkinliğine gidişim Perşembe günü belli olduğunda hemen Marsilya hakkındaki araştırmalarıma başladım. Marsilya Fransa‘nın Paris’ten sonraki ikinci büyük şehri. Koskocaman bir doğal limanın etrafında kurularak gelişmiş. Bugün de halen eski limanın etrafı en turistik ve hareketli bölgesi. THY ile her gün 1 gidiş 1 de dönüş uçuşu var öğle saatinde. 11.25 gidiş uçuşu ile yolculuğuma başlıyorum.Yerel saat ile 3′e doğru havaalanına indiğimde şehir merkezine otobüslerin hareket ettiğini öğrenip 10 dk sonra kalkacak otobüs için biletimi alıp yerleşiyorum. Havaalanından şehir merkezindeki Saint Charles istasyonuna varış yaklaşık 25 dk. Istasyondan da taksi ile Otelim Sofitel‘e geçiyorum.

marsilya-4

Hotel Sofitel Eski Liman(Old Port)’ta tam limanın girişinden içeriye doğru bakan tepeye kurulmuş. Gayet konforlu bir yere benziyor. Eşyalarımı odaya bırakıp otelin hemen yanında olan ve konferansın olduğu Palais du Pharo‘ya geçiyorum. Pharo Sarayı bu hafta bir kaç konferansın birleşimi olan “World Smart Week“/”Akıllı Dünya Haftası”na ev sahipliği yapacak.

marsilya-1

Konferansın açılış günü seanslarını bitirip, otelde hızlıca üstümü değişerek spor ayakkabılarımla kendimi limanın kalbine doğru bırakıyorum. Bu akşamki hedefim limanın etrafında biraz dolaşarak güzel bir yemek yemek. Günün yorgunluğu ve açlıkla ancak limanın en dip tarafına kadar yürüyüp dönüyorum, karşı kıyıyı yarına bırakacağım. Le 13 yol üzerinde, limana bakan güzel şirin bir Fransız restoranı. Tripadvisorda yerel yemeklerde ilgili olumlu yorumları da okuyunca bugün yerel bir açılış yapmaya karar veriyorum. Siparişim , gelmeden önce de pek çok olmazsa olmaz listesinde gördüğüm bouillabaisse. Bazı yerlerde balık çorbası diye tarif edilse de aslında bir kaç çeşit balığın safranlı ve baharatlı bir suda pişirilmesiyle yapılmış bir çeşit balık yemeği. Çok aç olmama rağmen açlığımı biraz bastırınca bitirmekte zorlanmaya başlıyorum. Oldukça ağır bir yemek ve çok büyük bir porsiyon. Yemek sonrası otele dönüp günü kapatıyorum.

marsilya-6

23 Eylül 2014, Salı

2. Gün kendime ve Koray’a verdiğim sözü tutarak güne otelin spor salonunda başlıyorum. Liman manzaralı koşu bandı bugüne kadarki favorim olabilir:) Spor sonrasında otelin 7. Katındaki restoranda daha da müthiş bir manzarayla Avrupa’da gördüğüm en geniş kahvaltı büfesiyle karşılaşıyorum. Marsilya‘yı sevdim galiba:)

marsilya-9
Konferansın 2. Günü oldukça yorucu ve uzun. Fakat hala görevimin bilincindeyim ve son oturuma kadar auditoryumdaki yerimi koruyorum. Çıkışta yine hiç vakit kaybetmeden bu sefer limanın karşı kıyısına doğru yola çıkıyorum. Hedefim karşı kıyının en ucundaki Büyük Kilise: Cathedrale Sainte-Marie-Majeure. Kiliseye yürürken limana paralel arka yolu tercih ediyorum ve ne kadar isabetli bir karar verdiğimi görüyorum. Bugüne kadar gördüğüm tüm Avrupa kentlerinde olduğu gibi kilise bölgesi ve yolu oldukça kalabalık ve hareketli. Özellikle Marsilya‘nın meşhur sabunlarını satan pek çok hediyelik eşya dükkanı var. Burada magnet ve tabak bulmak sabun bulmaktan daha zor:) Kilise dönüşü mutlaka uğrayacağım.

marsilya-17

Kilise karşıdan görünen ihtişamına göre oldukça sıradan. Çok fazla işçilik ve detay yok. Fazla vakit kaybetmeyerek fotoğraflarımı çekip sabunculara dönüyorum. Marsilya sabunu geçen sene yüzümdeki bir alerjik reaksiyon sonrasında doktorumun anlattığı ve o günden beri kullandığım kadarıyla tamamiyle doğal yollarla üretilen çok yumuşak bir sabun. Türkiye’de yüzümü yıkamak için eczaneden 150mllisini yaklaşık 60 TLye aldığımı düşünürsek 6 Euro’ya satılan yarım litrelik şişelere ve 1,5 euro’luk kalıplara neden saldırdığımı anlayabilirsiniz:) çeşit çeşit kokularla sepete doldurduğum bir sürü sabuna toplamda 30 Euro vererek mutluluklar ayrılıyorum sabuncudan…

marsilya-24

Akşam yemeği için çok kararsız ve internetten de umduğunu bulamamış şekilde yürürken karşıma küçük bir şarapevi çıkıyor: Les Bouvards. Duvarları tavana kadar şarap şişeleriyle dolu ufacık şipşirin bir yer burası. Masalarla ilgilenen kadın İngilizce bilmiyor ve tüm menü fransızca! “Salads?” Diyorum anlatması en kolay en universal kelimeyi arayarak.. Menüden bir iki madde gösteriyor “with cheese”/”peynirli” diyorum anlamasını umarak. Yüzü ışıldıyor. 1 kadeh de kırmızı şarap diyorum duvardaki kırmızıları göstererek. Bu kadar anlaşmazlığa umduğumun çok üzerinde, ızgarada kızartılmış hafif akışkan bir çeşit keçi peynirli yeşil salata tabağı geliyor önüme. Çok tuzlu ama yine de beklentimin çok çok üzerinde güzel. Bu tür küçük samimi yerlerde içimi kaplayan mutluluk beni çok bekletmeden geliyor:)

marsilya-22

Geçirdiğim keyifli akşam ve uzun yürüyüş sonrası 21.30 gibi otele dönüyorum.

24 Eylül 2014, Çarşamba

Konferansın son gününde benimle ilgili konular oldukça azalıyor. Ve akşamüstü artık görevimi tamamlayıp bu sefer daha uzak bir yere, Parc Longchamp‘a doğru yola çıkıyorum. Limanın merkezinden metro ile 3-4 durak sonra parkın kenarında yeryüzüne çıkıyorum. Parkın içinden merakla yürürken Milli Tarih Müzesi’nin -Muséum d’histoire naturelle de Marseille-  arka yakasında buluyorum kendimi. Müzenin önündeki kocaman havuzları ve harika mimarisi yeşilliklerle bezenince müthiş güzel bir gezinti noktası haline gelmiş. Bol bol fotoğrafladıktan sonra Longchamp Boulevard tarafından çıkıyorum.

marsilya-34

Longchamp’ın bir paralel caddesinde macaronları ile meşhur olan bir pastaneyi aramak üzere yürümeye başlıyorum, fakat haritadaki yerinde maalesef yeller esiyor. Etrafta da dönüp dolaşıyorum ama maalesef bulamıyorum. Burası limana bağlanan bir bulvar ama biraz yürüyünce çok da keyifli bir yer olmadığına karar verip yine paraleldeki Longchamp’a geçiyorum. Kendisi olmasa da Lonchamp’ın sonu yine bir kilisenin; Le Chapitre Les Reformes‘in etkisiyle hareketli.

marsilya-20

Buradan yakınlaştığımı farkettiğim tripadvisordaki 1 numaralı restoran olan O’bidul için şansımı denemeye karar veriyorum. Bolca kebapçının ve uzakdoğu restoranının olduğu sokaklardan geçerek O’bidul‘u bulduğumda maalesef kapalı. Yalnızca öğle saatlerinde açıkmış. Bir dahaki sefere denemek üzere içimde kalmıyor desem yalan olur. Özel bir yer arayışına girmemeye karar verip limana doğru yönleniyorum yine. Uzun bir yürüyüş sırasında farkında olmadan alışveriş için önerilen, Lafayette’in de üzerinde olduğu Rue Saint Ferreol‘a çıkıyorum. Tüm bilindik markalar trafiksiz bu caddede sağlı sollu dizilmişler.

marsilya-37

Caddenin sonunda dik kesen bulvarda tam karşıma çıkıyor: La Cure Gourmande. Fransız spesiyalitesi şekerler, çikolatalar ve bisküvilerle dolu bir cennet! Biraz kendimi kaybettiğimi kabul etmeliyim, elimde kocaman bir torbayla yaklaşık yarım saat sonra ayrılıyorum dükkandan…

Günün yorgunluğu yine açlıkla birleşerek bana yemek saatinin geldiğini hatırlatıyor. Fakat saat henüz 19 bile olmadığı için limanın etrafındaki pek çok yerde akşam servisi başlamamış durumda. Bu sefer tripadvisorda aramıyorum cevabı, içgüdülerime güvenerek otele uzak olmayan pek çok restoranttan birisini seçeceğim. La Bouchon Provençal tam da bu sırada, ana caddeyi dik kesen sokaklardan birisinin köşesinde, sıcak ortamıyla dikkatimi çekiyor. Yemek servisinin 10 dk sonra başlayacağını öğrenerek içeride kendime güzel bir masa seçiyorum. 10 dk sonra dakik bir şekilde önüme aperatif bir yeşil zeytin kabı geliyor. Zeytini bir günde bile özlediğim için 5 günlük hasretten sonra bu benim için mekana kocaman bir artı demek :) yanına da ev şarabı söylüyorum ve bu tek başıma bir kaç günlük gezinin son akşamında gezi notlarımı toparlamaya başlıyorum. Ana yemek olarak güzel bir şarap soslu biftek seçiyorum. Çok lezzetli. Ardından ev yapımı dondurmalarından isteyip istemediğimi soruyorlar. Bu teklife hayır diyemem! Gerçekten akşamın sonunda yediğim herşeyden o kadar memnunum ve keyifliyim ki fiş almayı unutarak mekandan mutlu mesut ayrılıyorum.

marsilya-39

25 Eylül 2014, Perşembe

Öğlen uçağına gitmeden önce 3 gündür göremediğim Marsilya sabahında güzel bir yürüyüşe çıkıyorum. bu sefer limana değil de tam ters yönde sahili keşfetmek üzere yönleniyorum. Plaj voleybolu oynayanların önünden geçtikten bir süre sonra daha fazla gidecek yer olmadığına karar verip geri dönüyorum.

marsilya-42

Bar-Tabac Le Cool’u görünce, otelden önceki ışıkların bulunduğu köşede bir sabah kahvesi içmeye karar veriyorum. Fransızlar gazetelerini almış espressolarını yudumlayarak sabah keyfi yapıyorlar. Ben de kahvemi alırken dün akşam unuttuğum fiş için şansımı deniyorum. Kasiyer beni kırmayarak dün akşamdan kalan fişlerden birisini bana uzatıyor: bu olur mu? diyerek . Olmaz mı diyorum :)   ve sevinçle otele dönüyorum.

 

Eşyalarımı toplayarak bu güzel şehirle vedalaşıyorum..

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>