© 2013 . All rights reserved.

Mozaik Şehri


29-30 Eylül 2012.
İskenderun-Hatay.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Çok uzun süredir aklımıza düşmüş bir yerdi Hatay. Bir türlü fırsat yaratıp da gidemediğimiz, ama yemek yemenin zevkli olduğu her gezide “bir de Hatay’a gitsek” dediğimiz… Son dönemde siyasi gündeme oturmuş olsa da tarih boyunca mutfağı hep kulaktan kulağa, dilden dile yayılan mozaik şehir… Özge ve Erman’ın İskenderun‘daki düğünlerini bahane ederek, bu şehri bir haftasonuna sığdırmaya çalışacağımız yolculuğumuza Cumartesi sabahı başladık.

duygu-3_0

Gitmeden önce yaptığımız ön araştırmada hep İskenderun’a odaklandık. İlk günü düğün hazırlıklarını da içine alacak şekilde 2 günde oranın hakkını ancak verebiliriz düşüncesiyle. Cumartesi öğle saatlerinde bizi güleryüzle karşılayan Aykut Otel‘e ulaşıp eşyalarımızı bırakarak zaten acıkmış olan midelerimizi bayram ettirmek üzere Efes Döner‘in yolunu tutuyoruz. Çarşının içerisinde ilerlerken, önce namını çoktan duyduğumuz Petek Pastanesi’ni görüyoruz. Hemen yanında da Efes Döner. İlk öğünümüz belirlendi bile!

duygu-6

Efes Döner’in üst kattaki klimalı salonuna çıkarak özel soslu dürümünü sipariş ediyoruz hemen. Masaya öncelikle salatalık turşusu ve acı biberler geliyor. Ardından da döner dürüm. Dürüm, sosu içeride tutabilmek için kalınca bir lavaşla yapılmış. Bu da leziz etin tadını bastıran bir hamur etkisi yapmış ister istemez. Etrafından lavaşları biraz soyarak yediğimizde çok lezzetli bir et ve çok lezzetli de bir sos olduğunu farkediyoruz. Fakat bu güzelim döner, dürümün arasında kaybedilmiş gibi.

koray-8

Efes Döner’den çıkıp sahildeki uzun ve geniş kordon boyunda, özellikle gölgelik olarak dizili ağaçların altında yürüyüş yapıyoruz. Ne kadar gölge olursa olsun hava çok sıcak! Tekrar aynı hizaya döndüğümüzde Petek Pastanesi’ne giriyoruz. Fakat sahildeki yerine değil, çarşı içerisindeki orijinal pastaneye. Burası dört dörtlük dekore edilmiş, geniş ve ışıl ışıl bir yer. İskenderun’un en prestijli mekanlarından olduğu her halinden belli. Vitrin boyu sıralanmış birbirinden güzel pek çok tatlı çeşidi ağız sulandırıyor. Ama buraya gelmişken yememiz gereken tek bir tatlı var: KÜNEFE!

Künefelerimiz, daha sonra farklı yerlerde göreceğimiz gibi metal tabakta değil porselen tabakta geliyor önümüze. Çok şık bir görüntü olsa da porselen tabak çabuk soğutuyor güzelim künefeyi. Sıcakken lezzetine diyecek yok ama soğuk yakışmıyor bu tatlıya. Dolu midelerimizin üzerine birer türk kahvesi söylüyoruz. Garson “açık mı koyu mu?” dediğinde ne diyeceğimizi bilemiyoruz. İskenderun’un yerlileri kahveyi “açık” içerlermiş. Yani tek sefer kavrulmuş. “Siz koyu istersiniz sizin oralarda koyu içilir” diyor garson. “Peki” deyip bekliyoruz “koyu” kahvelerimizi. Fakat gelen kahve bize bile koyu ve acı. Ağır yemeklerle bastıran uyku için etkili ama keyif için fazla sert geliyor bize.

chosen1

Yemek sonrası düğün hazırlıkları ile geçiyor ve akşam yemeğinde İskenderun Yelken Kulübü’nde Özge & Erman‘ın düğünündeyiz. Yemek masamız çeşit çeşit yerel mezelerle çok keyifli, bol çalgılı türkülü bir gece geçiriyoruz. Düğün  yemeği gibi değil, gezimizin bir parçası olan yerel yemekleri tatmış olmaktan yana çok mutluyuz. Her şey inanılmaz lezzetli.

 

30 Eylül 2012 Pazar

Yemek yeri tavsiyesi sorduğumuzda herkesin ya dönerci ya da Petek Pastanesi’ni önerdiğini görerek pazar günümüzü daha verimli geçireceğimiz Antakya‘ya yollanıyoruz kahvaltı sonrası. Yolda dolmuşçunun “ama bugün Pazar, her yer kapalıdır” sözlerine aldırmadan en azından Uzun Çarşı‘yı boş da olsa görmek istiyoruz. Şehir merkezine ulaştığımızda bugünkü amacımıza uygun olarak turistik kebap ve künefecilerin açık olduğunu görerek rahatlıyoruz.

koray-35

Uzun Çarşı’nın nesi ünlü derseniz eğer, kasapları! Evet Uzun Çarşı kasaplarında Tepsi Kebabı en çok tavsiye edilen olmazsa olmazlarından Antakya‘nın. Methini duyduğumuz Pöç Kasabı Pazar olması sebebiyle kapalı. Tam karşısındaki Aydın Kasabı‘na giriyoruz. Tepsi kebabı etin biraz yağlı kısımlarını da alarak kıyma yapıldıktan sonra bir de satırla iyice kıyılıp sarımsak, soğan, maydanoz vb. malzemelerle karıştırılıp üzerine acı biber salçası sürülerek tepsiye yapıştırılıp ince bir tabaka halinde pişirilmesiyle yapılıyor. Uzun Çarşı’daki kasaplar ortak bir fırını kullanıyorlar. Kasapta kebap hazırlanıp dışarıya pişmeye gidiyor. 20 dakika kadar sonra ise sıcacık olarak servise hazır halde masaya geliyor. İşte bu mükemmel bir kebap lezzeti! Taze etin insanın damağına yayılan tadı ile biber salçasının hafif acısı öyle güzel bir uyum sağlıyor ki, parmaklarımızı yalarak süpürüyoruz koca tepsiyi.

chosen2

koray-72

Hemen ardından meydandaki meşhur Kral Künefe‘nin kapısından içeri atıyoruz kendimizi. İçeride her yıl kendi rekorunu kıran künefecinin 71 metreye kadar uzanan künefeleriyle çekilmiş fotoğrafları oldukça etkileyici. Künefeler önümüze bu sefer metal tabakta geliyor. Bu lezzet gerçekten insanın gözlerini kapayıp tadını çıkarması gereken bir tat. Antakya künefesinin üzerinde incecik ve sıkıştırılmış tel taneleri, hamurumsu bir his veriyor. Daha önce İstanbul’da ve başka şehirlerde yediğimiz künefelerden çok farklı bir şey bu. İçindeki peyniri uzayıp gidebilir kesmeden yemeye çalışsak… O kadar eminiz ki bu lezzetten, akşam almak üzere hemen eve götürmek üzere siparişimizi veriyoruz. Çünkü uzak yol gidecek künefe önce normal pişiriliyor, ardından soğutulup paketleniyor, şerbeti de yanında ayrıca torbalanarak veriliyor. Bu nedenle en az 1 saat önceden sipariş verip soğuması bekleniyor. Biz bu arayı Mozaik Müzesi ve ardından Harbiye‘de vereceğiz, paketlerimizi akşam teslim alacağız.

koray-74

Mozaik Müzesi ya da aslen “Hatay Arkeoloji Müzesi“, Pazar günü açık olduğuna şaşırdığımız ve gezerken hayranlıklar içerisinde kaldığımız bir mekan. Özellikle Harbiye bölgesinde yapılan kazılarda çıkarılmış mozaikler, eksik kısımları da aynen korunup gösterilerek sergileniyor duvarlarda. Bazı mozaiklerde ne olduğu bile anlaşılmazken, bazı koskocaman mozaiklerin nasıl bu kadar tama yakın çıktığına hayret ediyor insan. Oldukça keyifli bir saatin ardından Harbiye‘ye doğru yollanıyoruz.

koray-88

Harbiye, Antakya’nın meşhur mesire yeri. Şelalenin akışını parselleyip “düzenlemiş” olan bir sürü işletmenin konuşlandığı, “yemek yemeyecekseniz şelaleye bakamazsınız” gibi yorumlarla önümüzün kesildiği, bir sürü turistik satış tezgahında bir sürü alakasız ürünün satıldığı bir yer. Bu kalabalık ve yoldan geçeni kapmaya çalışan işletmecilerden sıyrılarak Bedia Teyze‘nin yerini keşfetmemiz ise büyük şans. Şelalenin doğal olarak bir taşın üzerinden şemsiye gibi yayıldığı noktaya kurulmuş Bedia Teyze’nin mekanı. Diğer mekanlarda karşılaştığımız tepkiden sonra “sadece çay içeceğiz” çekincesiyle girip “tabi efendim buyrun ne isterseniz” diye karşılandığımız, sonra sakinliğin içindeki şelalenin verdiği keyfe dayanamayarak birer duble rakı ile Antakya mezelerinden karma bir meze tabağı ile devam ettiğimiz 2 saatlik bu ziyaret, bizim için bu gezinin en anlamlı ve belki de en keyifli dakikalarını oluşturuyor. Mezeler gerçekten fevkalede: zeytin salatası, taze kekik salatası, humus, süzme yoğurt… Hepsi birbirinden lezzetli. Bedia Teyze’nin yeri, Harbiye’ye yolu düşen herkese tavsiye edilir. Yokuş aşağı inerken son dönemeçte 🙂

duygu-77

koray-101

Harbiye dönüşünde buraya ulaştığımız dolmuşta ilerlerken bir muhabbete dalıp hiç geçmediğimiz yerlerden geçmekte olduğumuzu farkederek kendimize geliyoruz. Hatamızı, neredeyse dağlardan tepelerden aşarak yaptığımız yolculuğun sonunda farkedip şöföre “biz galiba ineceğimiz yeri kaçırdık” diyoruz. Dolmuş hattının gidiş ve geliş güzergahı farklıymış meğer! Giderken bindiğimiz yere yakın bir nokta varmış ve biz onu tabi ki kaçırmışız. Dolmuşçuyla beraber garaja dönüp tekrar merkeze gideceğimiz yeni bir dolmuşa biniyoruz. Son durağımız Sveyka Restaurant.

koray-105

Hatay ve Halep mutfağının zenginliğini sentezleyip menüsüne en güzel şekilde yerleştirmiş olan Sveyka Restaurant, menüdeki seçenekler karşısında kendimizi çaresiz hissettiğimiz bir yer. En sonunda şef garsona kendimizi emanet ederek beklemeye başlıyoruz. Karışık meze tabağı, Fettuş Salatası ve Sucuk Sarma ile doyduğumuzu hissederken, Vişne Kebabı geliyor tam ortaya. Kebapta görmeye hiç alışık olmadığımız, neredeyse Uzak Doğu usulü diyebileceğimiz bir vişne sosu ve küçük lavaş dilimlerinin ortasına yerleşmiş leziz köfteler. Sveyka Restaurant, Halep mutfağının ünlü yemeklerinden olan vişne kebabını, Halepli ustaları getirip kendi ustalarına öğreterek katmış menüsüne. Fettuş Salatasında çok beğendiğimiz nar ekşisinden de yarım kilo alarak teşekkür ediyoruz şefe.

chosen3

Yemek sonrası künefeciler meydanında Ferah Künefe‘yi de deneyip çok beğendikten sonra Kral’dan yolluklarımızı alıp Antakya gezimizi sonlandırıyoruz. Otundan sebzesine, etinden künefesine her zevke, her tada hitap eden zengin bir mutfak Hatay. Konumu sayesinde pek çok kültürü içinde barındıran, sentezleyen ve ortaya bu leziz güzellikleri, bu güleryüzlü misafirperver insanları çıkaran şehir. Kendi deyişleri ile bir “Mozaik Şehri“.

“Bu şehir bir mozaik şehridir.

Bu şehirde 1000 yıllardır birarada yaşamanın verdiği bir kültür zenginliği var. Bu mozaik taşlarını yerinden oynatmaya izin  vermeyelim.

Tüm dünya halkları din, dil, ırk ne olursa olsun kardeştir.

KARDEŞTİR ! “

2 Comments

  1. Angela Hwang

    Hi, thanks for sharing. I’m wondering if it’s OK to copy some of the text in my site?

  2. Bizemikalsin

    Hi Angela, of course you can, as soon as you refer the text back to our site, we would be happy to be quoted:)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.