© 2011 Duygu. All rights reserved.

Traktörle ada turu


6-7 Ağustos 2011.
Marmara Adası.

Garanti Fotoğraf Kulübü‘nün yakın yerler projesinin sıradaki durağı Marmara Adasıydı. Mermer, zeytincilik , ada çayı.. gibi pek çok doğal kaynağa ev sahipliği yapan bu topraklar aynı zamanda Uludağ’dan sonra bölgenin en yüksek 2. noktasını oluşturuyor. Sahil hattına kurulu köyler ile Topağacı köyünün kurulu olduğu verimli vadi dışında adanın orta bölgesi tamamen dağlarla kaplanmış durumda. Adayı ortadan ikiye çaprazlamasına ayıran hat mermer yatakları ile granit kaya oluşumlarının ortasına bir çizgi çekmiş bulunuyor. Mermer yataklarına ulaşmaya çalışmak ise biz fotoğrafçılar için çok uzun bir yolculuk anlamına geliyor böylece.

Aba Otel‘in sahibi Cemil bey’in dağ bayır aşmamıza yardımcı olması için getirdiği traktör ve tam bir jeep gibi davranan Twingo’suyla yola koyuluyoruz.

Traktör yolculuğunda ilk durağımız Kale !. Biz tam düşünürken bu kalenin bu kadar tepenin ortasında ve daha alçakta ne işi var, ne işe yarıyormuş ki diye, Cemil Bey açıklıyor; “burası Korsanların kalesiymiş”. Denizle arasına giren yüksek tepenin arkasına saklanmış, İpek yolu üzerindeki denizden geçen ticaret gemilerini yağmalayan korsanlar ganimetleri bu kaleye taşıyorlar, yerleri bilinmesin diye de tek bir canlı bırakmıyorlarmış gemilerde. Kadınları ise kaleye getiriyorlarmış. Bölgede detektörlerle tarama yapılmış fakat altın bulmayı ümit ederken bol bol güverte çivisi ve iskelet çıkmış topraktan.

Traktörün üzerinde saatler geçtikçe mülteciler gibi bir havaya bürünüyoruz. Kum ve topraktan korunmak için fularları başımıza, ağzımıza, burnumuza bağlıyor, her molada vücudumuzda oluşan yeni bir ağrıyı keşfediyoruz. Bu uzun yolculukta bizi tek motive eden şey zaman zaman karşılaştığımız Yılkı atları. Peşlerinden koşmak, yanlarına yaklaşmak çok zor. Fakat bu atlar sürüler halinde kırsal kesimde dolaşıyorlar. Tüyleri pırıl pırıl, duruşları dimdik. Çok etkileyici bir güzellikleri var. Anlatılana göre atlar dönem dönem kıstırılarak olgunlaşanlar dışarıya satılıyor, daha sonra kalanlar tekrar üremeleri için adaya salınıyor. Zaten kaçacak bir yerleri olmadığından doğal ortamda serpilip güzelleşiyorlar ve sonra tekrar toplanıyorlar.

Doğaya salınan tek hayvan bu atlar değil elbette. Şimdiye kadar görmediğimiz büyüklükte inekler, koyun sürüleri… tüm hayvanlar başlarında kimse olmadan özgürce yaşıyorlar burada.. Ama onların özgürlüğü, adanın adım attığımız neredeyse her bir köşesinde hayvan pisliğine basmadan yürüme çabası, koku ve sinek olarak geri dönüyor bize. Kırsal kesimde yerlerde öbek öbek hayvan pisliği var…Neredeyse hiç aralıksız.. Toprağı avuçlayıp eve götürsek evdeki çiçekler bayram edecek!

Traktör seyahatimiz boyunca ara ara manzaralı tepelerde, kayalıklarda duruyoruz. Her manzarada karşımızda Avşa Adası, Paşalimanı Adası ve Ekinlik Adası’nın bulunduğu 3’lü ada grubunu ve ileride de Kapıdağ Yarımadası’nı kuşbakışı görmek mümkün. Farklı yüksekliklerde, dönüp dolaşıp yine Avşa’nın karşısında buluyoruz kendimizi.

Derken, nihayet sıra bembeyaz mermer tozunun üzerinde ilerlediğimiz Mermer Ocaklarına geliyor. Ocakta çalışanları çekerken farkettiğimiz, aslında üzerine bastığımız tepe de büyük bir mermer kütlesi. Her yer mermer.. Ocaktakilerin yaptığı da dağı taşı kesmek diyebiliriz kısaca 🙂

Günün sonunda, nihayet medeniyete geri dönüyoruz. Saraylar Köyü, yıllardır mermer heykel festivaline ev sahipliği yapıyor. Sahil şeridi boyunca Marmara Üniversitesi öğrencilerinin ellerinden çıkma mermerden heykeller bulunuyor. Kocaman bir müzeye dönüşmüş burası. Yalnız bu yıl festivalin yapılmadığını öğrenince üzülüyoruz.

Akşam Aba Otel‘deki levrek ve işkina yahnisi ile leziz bir yemek yiyoruz. Sonrasında ise merkez Murat Otel‘e dönen grupla çay ve çekirdek molası verdikten sonra yorgun argın odalarımıza çekiliyoruz. Murat Otel’de Raşit Bey’in ev sahipliğinden ve kibarlığından çok memnun kalsak da, odaların temizliği ile ilgili sıkıntı çekiyoruz. Bir kaç kez ek temizlik desteği istiyoruz kendisinden.

2. gün servisle asfalt üzerinden yolculukla köyleri dolaşıyoruz. Öğlen saatlerinde 1001 yılı doğumlu bir çınar ağacının köyüne, Çınarlı‘ya varıyoruz. Burası masmavi denizi ve sahilindeki şirin pansiyonlarıyla tam bir tatilci mekanı olmuş. Artık yorgunuz ve açız. Ayaklarımızı kuma sokup günün geri kalanını deniz kenarında keyif yaparak geçiriyoruz.

Deniz otobüsü öncesi tabiki zeytinyağı, adaçayı alışverişleri yapılıyor. Gelişimize göre deniz oldukça sakin. Dönüş yolculuğumuz gelişe göre çok daha konforlu..

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.