Küçük Çatı
© 2011 . All rights reserved.

Turkuazın büyüsü


8 Mayıs 2011 – Pazar.
Küçük Çatı Koyu – Amazon (Maden) Koyu.

Duygu:

09.40 gibi bu sefer dümende ben varım. Boş kalınca çalışmıyorum diye Koray bana görev vermeye karar verdi 🙂 Koyun tam arkasındaki kayalığa uzak olduğumu düşünürken derinlik göstergesi birden 2 metreye düşüyor ve GPS bizi kayanın üzerinde gösteriyor! Hemen fenerin olduğu kayalığa doğru  çeviriyorum kafayı..

Rüzgar 3 knot! Yine motor basıyoruz mecburen. Hedef karşı kıyı. 1 saat içinde rüzgarımız artıyor, yönümüzü biraz apaza çevirip hem ana yelkeni hem cenovayı açıp motoru kapatıyoruz nihayet. Artık denizle başbaşayız… 5-6 mil hızla Çatı‘ya doğru ilerliyoruz.

Saat 14.00 gibi  Küçük Çatı‘ya varıyoruz. Filmlerdeki turkuaz su.. Neredeyse bir kalp şeklinde ikiye bölünmüş koyu dolduruyoruz. Dibi pırıl pırıl görüyoruz. Tüm üşüme hissiyatımı bırakıp suya atlamak geliyor içimden. Demirlemekte zorlanıyoruz. Sancak kıyı, iskele kıyı derken orta kısımda kıyıya 2m derinliğe kadar ilerleyip demir atıyoruz. Ve hemen ardından deniz ve yüzme sezonunu resmen açıyoruz ! ( Ben açıyorum daha doğrusu, Koray sabah yüzünü yıkamıştı 🙂 )

kucuk_cati_bende_2

 

Bu suya girmeden eve döndüm diyemem! Yüzme sonrası botla koyun kıyılarına doğru gezi yapıyoruz. Bir tahta iskele var. Yanaştığımızda horozlar, köpekler, keçiler… Sesleri birbirine karışıyor.

 

kucuk_cati_duygu_koray

Teknede otururken çapanın zemini taradığını hissedip saat daha fazla ilerlemeden geceleyebileceğimiz güvenli bir koy aramaya çıkıyoruz. Yan taraftaki Büyük Çatı‘ya uğruyoruz. Büyük Çatı’nın girişinde 2 adet büyük tekne demirlemiş. Güneye uzanan koyunda ise bir kamp alanı ve balıkçılar var. Su çok sığlık, dip tarafta 1 m.yi görüp burada geceleyemeceğimize karar veriyoruz. Denize açılıp Sadun Boro‘nun kitabını referans alarak koy araştırıp Balıkaşıran‘a bakıyoruz. Rüzgara açık olduğunu düşünürken kıyılara iki taraftan mesafenin çok az olduğuna da karar veriyoruz. Rotamızı kuzeye yönlendiriyoruz. Amazon/Maden koyuna kadar motor basıyoruz. Bördübet Sığlığı‘na dikkat ederek koyun içerisine kadar sokuluyoruz. İskele kıyısındaki şezlonglar ve plaj bizi şaşırtıyor. Medeniyete dair izlenimler 🙂

Sadun Boro’nun da dediği gibi “zemin mükemmel demir tutuyor”!.. ve B planındaki gibi kuzey kıyısına, Çökertme‘ye dönmeye gerek kalmadan yemeklerimizi hazırlamaya başlıyor, koya yerleşiyoruz.

Koray’la Nusret Kaptan botla kıyıdaki kamp alanına çıkıyorlar. İsviçreli bir aile, minibüslerine binip gelmiş, adeta kendilerine özel bu plajda tatillerini yapıyorlar. Çocuklar deniz kenarında oynuyor, İsviçreli baba, Türkçe konuşarak bizimkilere selam veriyor. Belli ki buraların yabancısı değil 🙂 Onlar da yemek sonrası bulaşıklarını deniz kıyısında yıkıyorlar. Karşıdan selamlaşıyoruz.

Gece öyle sessiz, öyle sakin ki, teknede en ufak bir kıpırtı yok. Su şıpırdamıyor bile… Koya karanlık çöktükçe üzerimizde günün yorgunluğu artıyor ve erkenden uykuya dalıyoruz ..

kucuk_cati_koray_ulku

 

Koray:

Küçük Çatı koyunda bir de annemle çıktık küçük tahta iskele bulunan kıyıya. Amacımız çöpümüzü bırakacak uygun bir yer bulmak. Karaya yanaşmamızla bir köpeğin bize havladığını duyuyoruz. Zaten ilerleyince kendisini de görüyoruz. Bağlı, gösteriş için havlıyor. Elimizdeki torbaları gören 2 keçi üzerimize koşuyor, elimde tuttuğum kozalağı önlerine atmamla geri kaçıyorlar. Çöpü bırakacak yer bulamıyoruz, barınağın sahipleri orada değil zira. Biz de çöpün içinden tavuk kemiklerini köpeğe bir ziyafet çekmesi için bırakıp dönüyoruz. Bota binmek üzereyken annem poposundan boynuzlanma tehlikesi atlatıyor, keçiler arkamızdan koşturup gelmiş, son anda farkediyoruz 🙂

One Comment

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.