© 2020 Koray. All rights reserved.

Yıllar sonra Angry Boards’la: Les Deux Alpes


11-18 Ocak 2020, Les Deux Alpes, Mont-de-Lans, Fransa

11 Ocak 2020, Cumartesi

Cumartesi sabahın köründe yollardayız. 7:10 uçağımızı yakalamak için 5:00’te yollara düşüyoruz. Uçağın yarısı boş zaten, düşük sezonda kayak yapmaya gidiyoruz 🙂 Lyon havaalanına inince Koray kiralık arabayı teslim almaya gidiyor. Rent-a-çar firmalarının olduğu yere götüren otobüse biniyor ama bizimki (Rentscape) orada değilmiş maalesef. O yüzden terminale geri dönüyor. Meğer telefon edip buradan aldırmak gerekiyormuş kendini. 1 saate yakın zaman kaybediyoruz. Ama 7 günü 57 euro‘ya kiralanan araba için değer sanırız. Hem de arabamız Mini marka çıkıyor 😀

Bugünü Lyon şehrinde geçireceğiz, oraya yollanıyoruz. Arabayı en merkezdeki meydanın (Place Bellecour) altına parkedip dolanmaya başlıyoruz. Şehir bizi pek etkilemiyor. Binalar belli ki yeni tarihli ve genellikle sıradan. Sokaklar vs. orjinallikten uzak. Sanırız şehir güzelliği konusunda Viyana‘da standartlarımız biraz yükselmiş 🙂 Rhône Nehri‘nin kenarında biraz yürüyüp yemek için seçtiğimiz mekana gidiyoruz.

Vedat Milor‘ün bir Lyon yazısında bahsettiği Cafe Comptoir Abel, 100 yıla yakın geçmişi bulunan bir halk lokantası. Mekanın eskiliği içeride belli oluyor zaten. Bir müzeye gelmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi, çok şirin! Milor‘un önerisi üzerine Lyon’un ünlü turnabalığı suflesi ‘quenelle de brochet’ söylüyoruz, gayet leziz. Duygu da supreme soslu tavuk söylüyor, bayılmıyor ama beğeniyor. Bizi en çok etkileyen ise şaraplar oluyor. Rhône vadisi ve Beaujolais bölgelerinden söylediğimiz iki şarap da çok leziz!

Lyon‘daki en keyifli bu durak noktamızdan sonra alışveriş sokaklarında biraz daha dolanıp tekrar yola koyuluyoruz. Dağa çıkmadan önce büyük bir Carrefour‘a girip alışveriş işimizi hallediyoruz. Sonra da 2 saatlik yolla Les 2 Alpes. Karanlığa kalıyoruz, genelde sorun olmuyor ama yolun son 20 dakikası dik ve bol virajlı dağ yolu. Karanlıkta biraz zor oluyor. Airbnb‘nin gösterdiği lokasyona gittiğimizde yanlış yerde olduğumuzu farkediyor Duygu. Bir 15 dakika daha devam edip asıl kasabamız Mont de Lans‘a varıyor ve odamızın anahtarını verecek olan ajans görevlisiyle buluşuyoruz. Odaya girişimiz neredeyse 20:00 oluyor. Eşyalarımızı yerleştirip ertesi ilk kayma gününe enerjik olabilmek için erkenden yatıyoruz.

12 Ocak 2020, Pazar

Odamızda kahvaltı sonrası klasik ilk gün buluşması için dışarı çıkıyor ve 9:00‘da Mont de Lans meydanında oluyoruz. Bizim odamız kasabanın en güneyinde, Diable denen bölgesinde. Merkeze yürümek 10 dk. Biz bu sabah kasaba içinde ücretsiz dolaşan servise binerek gidiyoruz. Tüm ekibin toplanması 10:30‘u buluyor ancak bizim için hava hoş, zira hiçbirini dün görmediğimiz için iyi bir buluşma, selam-sohbet fırsatı oluyor arkadaşlarla. Hem de yeni insanlarla tanışıyoruz. Bunlardan biri de Ceren Çakır. Tatilin kalanında Duygu‘nun ekürisi olacak zaten. Skipass‘ımızı da birlikte alıyoruz. 6 günlük skipass 262 Euro. 4 kişi alınırsa 247‘e düşüyor. Ama tam 4 olmalı. O yüzden sabah herkes 4‘lu gruplar kurma derdine düşüyor 🙂

İlk gün keşif kaymaları yapıyoruz daha çok. Ama zaten çok da büyük bir pist haritası yok, önceki Fransa kayak tecrübelerimizle kıyasladığımızda daha küçük bir kayak alanı olduğunu söyleyebiliriz. Jandri 1 ve 2 gondollarıyla yukarı çıkıp Jandri isimli pistleri en aşağı kadar kayıyoruz. Taze kar olmamasına rağmen suni kar bize yetiyor. Pistler çok bakımlı olduğu için gayet keyifli kayıyoruz.

Öğle molası için oturduğumuz yer Le Diable de Coeur. Restoran bölümü pahalı geliyor, ana yemek porsiyonlar 25-30 euro. Biz de snacks bölümünde takılıyoruz topluca. Duygu yediği hot dog panini’den pek memnun kalmıyor. Koray’ın kumpiri ise yeterince iyi.

Ana pistlerde biraz daha kaydıktan sonra apres-ski parti mekanı Pano Bar’a gidiyoruz. Mekan, Jandri 1 liftinin tepesinde. Bir La Folie Douce değil ama, sadece bir DJ var ve müzikler de süper değil. Ama Angry Boards olarak girdiğimiz her mekanda eğlenmeyi becerebildiğimiz için bize hava hoş 🙂

İlk akşam yemeğimizi evde yiyoruz. Sonrasında hemen uyumuş olmamak için bir dışarı çıkalım diyoruz ve yakınımızdaki Red Frog isimli Irish Bar’a giriyoruz. Birer bira eşliğinde mekandaki İngiliz gençleri izleyerek zaman geçiriyor ve sonrasında odamıza dönüyoruz.

13 Ocak 2020, Pazartesi

Bu sabah buluşma noktamız Diable telesiyejinin başı. Sonrasında yine Jandri telesiyejlerini çıkıyoruz. Bugün farklı yerler görmek adına ufak Fee ve Cretes vadilerini in-çık yapıyoruz. Öğle molamız yine aynı mekanda, ama biz bu sefer piknik yapıyoruz, yani yanımızda getirdiklerimizi yiyoruz. Sonra Duygu kızlarla takılmaya devam ederken, Koray Kerem, Barış ve Mert’le Toura tepesindeki snowpark’a gidiyorlar. Muhteşem hazırlanmış Boardercross pistinde yarışmak muhteşem keyifli. 2 kere yapıyorlar ancak ikincisinde Kerem ve Barış pist dışına uçunca üçüncüyü yapmaktan vazgeçiyorlar. Snowpark kısmına girip ufak rampalardan atlamaca yapıyorlar. Dev rampalar da var ve son derece bakımlılar, ancak kimse giremiyor tabi 🙂

Burada yeterince oyalandıktan sonra apres-ski mekanı olarak bu sefer kasabadaki Umbrella Bar’ı seçiyoruz. 16:30 gibi hareketleniyormuş, biz de ona göre gidiyoruz. Girmeden önce Ceren, Duygu, Koray üçlüsü olarak mataralarımızı boşaltıp çakırkeyif hale geliyoruz. O yüzden içeride keyfimiz tavan! Biz burada da ikişer kadeh içince iyice kafa oluyoruz. Çıkışta bodyguard Koray’ın elindeki dibi kalmış birayı almaya çalışırken biraz sert davranınca Koray da sarhoşluğun verdiği cesaretle karşılık veriyor ve bir süre gereksiz bir boğuşma yaşanıyor. Bodyguard karşısında Koray tabi ki altta kalıyor ve kavga diğer arkadaşlarımızın ayırmasıyla son buluyor. Sonrasında sallana sallana odaya gidiyor, birer koca kase çorba içiyor ve resmen sızıyoruz.

14 Ocak 2020, Salı

Salı sabahı yine Diable önünde buluşup Jandri 1 ve 2 ile yukarı çıkılıyor. Biz önceki gün denediğimiz için grubu bir de fünikülere yönlendiriyoruz, dağın içinden geçip biraz daha yukarı çıkarıyor bu bizi. Bu şekilde dağları delip yapılan fünikülerlere diğer Fransa kayak tatillerimizde de rastlamıştık, bu daha da eski tarihli bir alete benziyor. Adamlar yapıyor, demekten alamıyoruz kendimizi 🙂

Glacier, yani buzul tepesine çıkıyoruz böylece. Dome de Puy Salie, 3421 metre! Tüm ekip buradan aşağı kayıyor. Sadece Koray, son bir lift daha olan Lauze‘yi çıkıp en zirveye ulaşmaya kasıyor. Dome de la Lauze, 3568 metre! Ancak hem bu tepeye giderken, hem de inişinde çok düzlükler var, bir snowboardcu için cehennem. Yukarıda manzara güzel ama o düzlüklerdeki yürümelere değmez açıkçası.

Ve Koray buradan başlayıp, en aşağı iniyor, hatta Acces Vallee Blanche isimli yeşil pisti de sonuna kadar kayarak toplamda aralıksız 12,5 km kaymayı başarıyor! Kasabanın içinden geçen bu çok şirin pist sizi vadinin dibine indiriyor ve buradaki bir liftle karşı tepeye, yani Vallee Blanche‘ye geçilebiliyor. Ama Koray öyle yapmayıp Duygu‘yla buluşmak için geri dönüyor ve öğle yemeği için La Patache isimli restoranda mola veriliyor.

Burada hafif bir yemek yiyoruz. Bir sebze çorbası, ratatouille, yani türlü, ve ufak bir şarap. Manzaramız ise pek keyifli. Güneşin altında ortamın ve yemeğin tadını çıkarıyoruz iyice.

Bugün nedense erken yorulduk. O yüzden erkenden paydos edelim diyoruz ve 15:00‘e doğru kaymayı bırakıyoruz. Akşama kadar olan vakti havuzda geçireceğiz 🙂 Aldığımız skipass‘la kasaba merkezindeki havuz ve buz pateni alanına bedava giriş yapma hakkımız var. Biz de havuzu değerlendirelim diyoruz. Oraya vardığımızda açık havuz görünce şaşırıyoruz. Isıtmalı suyun içinde karlı dağlara karşı takılmak değişik bir keyif gerçekten. Kafamızı ıslatmamak için yüzmüyoruz, biraz suda oynaşıp çıkıyoruz, duşumuzu alıp odaya dönüyoruz.

Akşam Meltem‘in doğumgününü kutlamak için Les Sagnes isimli restorana gidiyoruz. Meltem, Ceren‘in birlikte kaldığı arkadaşı. Grubun büyük bir bölümü geliyor. Yemekler ve sohbet harika. Peynir fondue ve Pierrade isimli birer yemek söylüyoruz. Bu ikincisi aslında “masa ızgarası” anlamına geliyormuş. Yanında ince dana ve ördek et dilimleriyle birlikte büyükçe bir elektrikli ızgara geliyor ve bunun üstünde kendin pişir kendin ye tadında takılıyorsun. Erimiş Fondue peynirimiz ve diğer sarküteri etlerimizle de birlikte çok leziz bir akşam yemeği oluyor. Hatta Meltem’in doğumgünü üzerine grupta bir de evlenme teklifi sahnesi yaşanıyor bu yemek sırasında 🙂

Yemek sonrası topluca girebileceğimiz bir mekan arayışı başlıyor. Önce Polar Bear’e giriyoruz. Tam yerleşmeye başlarken bir grup “burası iyi değil, daha iyisini buluruz” diyerek çıkıyor ve bizi Smithy’s Tavern isimli büyükçe bir club’a yönlendiriyor. İçerisi neredeyse bir disko havasında ve bayağı hareketli. DJ müziği ile sıkı dans ediyoruz. Burada bazı akşamlar canlı müzik de oluyormuş. Koca bir grup olarak süper eğleniyoruz. Hatta bir ara Kerem‘in öncülüğünde bir Angry Boards klasiği Jäger shot‘lar bile dolandırılıyor ortalıkta 🙂 Bizse ertesi günkü planımız öncesinde çok yorulmamak için gecenin sonunu beklemeden yatıyoruz.

15 Ocak 2020, Çarşamba

Bugün Alpe d‘Huez günü. Les deux Alpes‘in komşusu olan bu kayak merkezinde, mevcut skipass‘larımızı kullanarak kayabiliyoruz. Aslında bu iki bölge arasında sadece derin bir vadi var, hatta tepelerden bakınca birbirlerini görebiliyorlar. Ancak karayoluyla ulaşım 50 dakika. İleride bir gondolla bağlanacaklarmış, o zaman devasa bir kayak merkezi olur gerçekten.

Aslında haftabaşında grubun büyük çoğunluğu gitmeye niyetliydi. Ancak toplam 2 saati bulacak otobüs yolculuğuna üşenip çoğu vazgeçti. Biz Ceren‘i de alıp arabayla gidiyoruz. Azimli board‘cular Alparslan, Aykut ve Mert de otobüsle geliyor. Biz onlardan önce vardığımız için 1-2 tur ufak bir pistte kayıyoruz. Arabayı Cognet denen bölgeye parkettik. İlk olarak Signal liftiyle çıkıp pembe renkli Marcel isimli bir pistten kayıyoruz. Pembe pist de ne ola ki derken, pist boyunca adeta bir oyun parkı gibi dizilmiş çeşitli eğlenceli oyuncakları görüyoruz. Önce bir köprücükten daire çizerek geçip ufak bir tünelin içinden kayıyoruz. Sonra renkli hayvan heykellerinin arasından geniş slalomlar yapıyoruz. Sonra büyük bombelerin bulunduğu bir yolda adeta rodeo yaparak kayıyor, sonra 2 kalenin için geçip gol yapıyor, en sonda da ufak bir rampadan zıplayıp bir çan çalıyoruz 🙂 Buranın adı Marcel’in Çiftliği (Marcel‘s Farm) imiş. Kısacık bir piste ne kadar eğlence yerleştirmişler, gerçekten çok orjinal!

Buradaki eğlencemiz bitince Alp, Aykut, Çağrı üçlüsüyle buluşup asıl uzun yolculuğumuza başlıyoruz. DMC 1 ve 2, ardından Pic Blanc liftlerini çıkarak zirveye ulaşıyoruz, 3330 metre! Yolculuk bir hayli uzun sürüyor. Zirvede bol bol manzara fotoğrafı çekiniyoruz. Hatta Les deux Alpes‘i bile rahatlıkla görebiliyoruz buralardan. Foto faslı bitince ünlü Sarenne pistini inmeye başlıyoruz. Pist haritasında siyah gösterilmesine rağmen aslında sadece baş kısmında biraz diklik olan, ortalamada kırmızı denebilecek bir pist burası. Avrupa‘nın en uzun pistlerinden biri sayılıyor. Google aramalarımızda 16 km olduğu yazıyor ama biz kayarken ölçtüğümüzde nedense 9,5 km çıkıyor. Yine de bir hayli uzun ve gayet doyurucu bir kayış oluyor 🙂 Aralardaki kısa oturmalarımız dahil yarım saat sürüyor inişimiz. 3300 metreden 1600‘e iniyoruz bu yolculuk sonrası! Görmüş olduğumuz en etkileyici pist olabilir gerçekten 😉

Pist rota önerilerimizi birkaç hafta burada kaymış olan kankamız Alper‘den almıştık. Öğle yemeği için de yine onun önerisiyle La Cabane‘ye oturuyoruz. Devasa domuz pirzola ve hamburgelerimiz inanılmaz lezzetli. Alper‘in hem pist hem de yemek önerileri bir harika, çok makbule geçiyor. Yemek sonrası pistin sol tarafına kayalım diyoruz. Bunun için yine DMC 1 ve 2‘yi çıkıp Lac Blanc‘a ulaşıyor, oradan kırmızı pistleri takip ederek Oz En Oisans köyüne, yani Poutran isimli liftin dibine iniyoruz. Yine uzunca ve çok keyifli bir kayış oluyor. Poutran liftlerini çıkıp Bergers kasabasına iniyoruz. Hedefimiz Alpauris liftiyle ufak bir vadiyi geçip Auris bölgesine ulaşmak, zira burada Alper’in önerdiği Les Bucherons isimli güzel manzaralı bir pist varmış. Alpauris lifti inanılmaz eğlenceli, adeta bir rollercoaster. Önce dimdik yamaçtan aşağı indirip sonra çıkartıyor, çok eğleniyoruz. Ancak 16:15’te kapanıyormuş ve dönüş için tekrar buna binmek zorundayız, vakit de epey geçmiş. O yüzden Les Bucherons’a ulaşmayı denemiyoruz bile. Fontfroide liftiyle bu kısmın tepesine çıkıp Pre-rond pistiyle yine Alpauris liftinin dibine iniyor ve dönüşe yetişiyoruz. Duygu çok yorulduğu içim bunu bile yapmıyor, o direkt dönüyor.

Çok renkli ve değişik bir gün olduğu için zaman çabucak geçiyor ve dönüşe geçiyoruz mecburen. Genel izlenimimiz, Alpe d’Huez’in çok daha büyük bir kayak merkezi olduğu yönünde. Bir kere pistleri çok daha fazla ve çeşitli. Les deux Alpes’in çoğunluğu mavi ve bol düzlüklü pistlerinden sonra burası bize çok daha eğlenceli geliyor. Yerleşim kısmı da çok daha büyük, ama sanırız bu yüzden o küçük, şirin kasaba havası burada yok, biraz daha şehir gibi. Ama yeme, içme, eğlence imkanlarının eksiksiz olduğundan eminiz. Pistlerden birinde apres-ski mekanı olarak efsane La Folie Douce var, daha ne olsun 😉

Dönüşte odamızda uzunca keyifli bir akşam yapıyoruz. Et ızgara eşliğinde şimdiye kadar içtiğimiz en iyi şarap olan “Cantine San Marzano 60 Sessantanni Old Vines Primitivo di Manduria 2014”ün tadına doya doya varıyoruz (galiba en uzun isimlisi de aynı zamanda :P)

16 Ocak 2020, Perşembe

Hava raporuna göre son güneşli günümüz bugün. O yüzden tadını çıkarmaya kararlıyız. Diable dibinde buluştuğumuz ufak bir grupla yukarılara çıkıyoruz. İlk hedefimiz karşı tepeciğe, yani Vallee Blanche’ye geçmek. Diable sonrası Jandri liftlerini çıkıp inişe geçiyoruz. Tekrar merkeze vardığımızda dümdüz, yani hep sağdan devam ederek o keyifli kasaba pistini bu sefer birlikte kayıyoruz. Evlerin arasından, köprülerin, tünellerin altından ve araba yollarının üzerinden kayarak, adeta bir gezi havasında geçmek çok keyifli gerçekten. Çoğunda ağaç bile bulunmayan bomboş beyaz pistlerden sonra çok iyi geliyor açıkçası 🙂 Bu kayış sonrası kasabamızın diğer ucuna varmış oluyoruz. Cote lifti ile Vallee Blanche bölgesine geçiş yapıyoruz. Burası çok ufak bir yer, ama öğleden önce güneşi tam karşıdan aldığı için kayma koşulları ideal. Vallee Blanche liftiyle 2100 metrecikte bulunan tepesine çıkıyor ve tabi ki mavi olan pistleri kayarak yine dibe iniyoruz. Pistte 3 tane bisikletli adama rastlıyoruz. Kapkalın ve iri dişli tekerlekleri ile bizim kaydığımız pistlerden bisikletle iniyorlar ve bunu gayet hızlı yapabiliyorlar. Alp ve diğerleri bisiklete olan ilgilerinden dolayı onların peşine takılıyor ve bizden ayrılıyorlar.

Aşağıda bu sefer Petite Aiguille liftine binip ana bölgeye geri dönüyoruz. Bu liftin inişi Demoiselles isimli yeşil renkli bir pistin son bölümüne denk geliyor. Tek başına 4,6 km uzunluğunda olan bu pisti Duygu’yla önceki bir gün kaymıştık. Başları gayet keyifli olsa da, kasabaya inen son kısmı, yamaca paralel uzandığı için hep aynı pozisyonda kayılmayı gerektiriyor. Sağ ön (goofy) board yapan bizler için dakikalarca burun basmamız, yani ayak uçlarımızda durmamız gerekiyor. Yolun sonunda baldırlar kelimenin tam anlamıyla yanıyor! Neyse ki bu sefer daha akıllı davranıp pistin sonuna kadar gitmiyoruz. Hemen önümüzdeki ilk lift olan Village 1800’e biniyoruz. Bu bizi tekrar epeyce yükseltip Cretes tepesine bırakıyor, ki zaten öğle molamızı vereceğimiz La Patache de burada bulunuyor 😉

Moladan sonra biz Duygu’yla ikili takılıyoruz. Buradaki en keyifli pistlerden biri olan kırmızı Vallons du Diable’yi kayıyoruz bir kere. Sonra Duygu’nun daha önce görmediği snowpark’a gidelim diyoruz, yani Toura denen bölgeye. Diable liftini çıktıktan sonra nereden kaymak daha iyi olur diye haritaya bakınırken, oradaki Infopoint’te bulunan bir kadın bize yardıma geliyor. Bizim de farketmiş olduğumuz iki yol olduğunu, ancak Super Diable liftiyle gidilen versiyonda boardcuları zorlayabilecek düzlüklerin olduğunu hatırlatarak paha biçilmez bir tavsiye veriyor. Demek ki bu infopoint’ler bu işe yarıyormuş, diyerek kendi çapımızda ufak bir aydınlanma yaşıyor ve bu detayı ilerisi için hatrımızda tutuyoruz. Dolayısıyla Bellecombe pisti ve liftini kullanarak Toura’ya ulaşıyoruz.

Önce boardercross pistine girip tıngır mıngır aşağı iniyoruz. Böylece Duygu da hayatında boardercross yapmamış olmuyor 😛 Sonra Toura liftini tekrar çıkıp bir slalom pistine giriyoruz. Bunun girişindeki turnikeye skipass’ınızı okuttuğunuzda, sizi uzaktan güzel bir şekilde videoya çekip skiline.cc adresinde yayınlıyorlar 😉

Günlerin getirdiği yorgunlukla erken bitirip Pano Bar’a gidiyoruz. İlk varan biziz, o yüzden arka tarafında manzaraya karşı biraz sıcak şarap keyfi. Sonra bize katılan birkaç Angry Board’la birlikte yarım saat kadar partilemece. Burada 15:30 civarı başlayan parti modu 16:45’te bitiyor. Biz de aşağıya kayıp Umbrella Bar’da devam ediyoruz apres-ski eğlencemize. Burada da biraz dans, hoşbeş ettikten sonra eve yollanıp üst baş değiştiriyoruz.

Bu akşam Duygu’nun rezervasyon yaptırdığı Crepes Go Go’da yiyoruz. Ceren, Meltem, Alparslan, Aykut, Çağrı, Fatih ve eşi Esen bize eşlik ediyor. Ortamın dekorasyonu çok hoş ve orjinal. Burada sadece krep değil, klasik birçok Fransız yemeğini bulmak mümkün. Zaten içeri girer girmez kesif bir raclette peynir kokusu bizi karşılıyor. Bizim masadaki herkes ise krep söylüyor. Çeşit çeşit tuzlu krep var ve glutensiz hamurla yapılıyorlar. Sokakta yapılan standart kreplere aşina olduğumuz için önümüze gelenler bize çok farklı gözüküyor. Koray’ın deyimiyle “asortik”ler 🙂 Herkes tadlarına bayılıyor ama ve hiç daha önce bu kadar lezzetli krep yemediklerini söylüyorlar. Bazılarımız oburluk yapıp üzeine tatlı krep de söylüyor. Kahveler vs. de içildikten sonra eğlence faslına geçmek için yine Smithy’s’e yollanıyoruz. Biraz erken gittiğimiz için mekan boş gibi ancak 22:00 sonrası tüm ekibin gelmesi ve kasabanın diğer gençlerinin de doluşmasıyla mekan yine kalabalıklaşıyor yeterince. Ancak bu akşam şöyle bir sorun var ki, farklı bir DJ var ve çok çok kötü çalıyor. Topluluğu hareketlendirmek konusunda son derece beceriksiz. Biz de o yüzden sağa sola sallanıp duruyoruz. İçmemize rağmen kafayı da bulamadığımız için canımız sıkılıyor ve biz ikimiz fazla da zorlamadan odamıza kaçıyoruz.

17 Ocak 2020, Cuma

Son kayak günümüz. 5 güneşli günden sonra bugün hava kapalı. Zaten iyice geç çıkıyoruz kaymaya. Artık haritada kaymadığımız pist kalmadığı için aynılarında takılıyoruz biraz. Sonra pistlerde buluştuğumuz ufak bir grupla Diable telesiyejinin dibindeki Bistro Le Diable‘de ufak bir öğle arası veriyoruz. Burada içtiğimiz kabak çorbaları çok lezzetli. Biz kayarken başlayan kar yağışı da iyice artmış durumda. Lapa lapa yayıyor ve rüzgar da olmadığı için çok şirin bir ortam oluşuyor. Buradan sonra grubun çoğunluğu kaymaya devam ediyor. Meltem, Duygu ve bense yakınlarda Croc‘CiCou isimli ufak bir büfe buluyor ve klasik sokak krebi yiyoruz, tabi ki nutella ve muzlu 🙂 Sonrasında Koray tek başına bir tur daha kayıyor ancak artan sis yüzünden pek keyif vermiyor. O yüzden odaya dönüyor. Meltem‘le biraz kasabada vakit geçirmiş olan Duygu da ona katılıyor.

Artan kar yağışı ve yolların durumu bizi biraz endişelendiriyor. Zira ertesi sabah 6:00‘da yola çıkmamız lazım ama yağış gece de devam eder ve yollar açılmazsa sıkıntı yaşayabiliriz. Koray bir test sürüşü yapıp kasabayı boydan boya geçiyor, hatta sonrasında biraz dağ yolunda da gidip geliyor. Ancak zincirimiz de yok ve Duygu çok endişeli. O yüzden dolapta kalan son yemeğimizi yiyip, check-out yapıp 19:00 gibi yola çıkıyoruz. Artık fazladan bir gece Lyon‘da geceleyeceğiz mecburen. Biz çıkana kadar yollar iyice açılmış zaten. Yine de 20 dakikalık dağ yolunu yavaş yavaş 40 dakikada iniyoruz. Maalesef asıl eziyet bundan sonra başlıyor. Grenoble‘den neredeyse taa Lyon‘a kadar, 1,5 saat falan aşırı bir yağmur ve yer yer yoğun sis içinde gitmek zorunda kalıyoruz. Üstüne üstlük Fransa‘nın berbat yolları bizi çok zorluyor. Bazı yollarda şerit çizgileri gözükmüyor, hemen hemen hiçbir yolda da ışıklandırma bulunmuyor, buna 4 şeritli otobanlar bile dahil! Otobanda nasıl ışıklandırma olmaz aklımız almıyor ama yolculuğumuzu çekilmez kıldığı kesin!

Sonunda havaalanı yakınlarındaki geceliği 40 Euro‘luk Brit Hotel‘e varıyor ve sadece uyumak üzere kutu gibi odacığımıza giriyoruz.

Ertesi gün kiralık arabamızı bırakıyor ve uçağımıza gidiyoruz. Öğlen sularında Viyana‘daki evimize ve inanılmaz çok özlediğimiz canımız Eda‘mıza kavuşuyoruz!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.